6 Haziran 2018 Çarşamba

Bugün Çok Güzel Bir Gün Oldu

Bahçeyle uğraşmanın, bir şeyler ekip biçmenin en sevdiğim tarafı, çocuklarımla beraber  hepimize hitap eden yeni bir şeyler öğrenmek. Bir şeylere emek vermenin, bir şeylerle bağ kurmanın, üretmenin tadına varmak. Sonuca ulaşmak için süreç odaklı olmayı öğrenmek, sürecin her aşamasının aslında sonuçtan daha değerli olduğunu farketmek. Ve bunları hayatımızın çok doğal bir parçası haline getirmek.

Tarla adeta bir ot ormanı  
Geçen kıştan beri okuyup araştırdığım, baharın erken döneminde yapımı ve içini doldurmakla uğraştığım yükseltilmiş sebze yatakları ve kardeş bitkiler projemizde, fideleri dikmemizle beraber projenin gelişme aşamasını da gözlemlemeye başladık. Yataklar gerçekten i-na-nıl-maz oldu. Hazırlaması biraz uzun sürdü, yordu ama fideleri diktikten sonra o kadar rahat ettim ki kovayla taşıdığım toprakların yorgunluğu bile uçtu gitti.

Toprak, hem içeriği hem de üzerine basılmaması sayesinde  o kadar yumuşak ki, işler elle parmakla bile kolayca halledilebiliyor. Yatak dışındaki alanlar ot ormanı haline gelse de, alttan gelen yabani ot da olmayınca ot temizliği de tek tük gerekti. Geçen sene neredeyse her gün elimde çapa saatlerce toprak kabartma, ot temizlemeyle uğraşırken, bu sene bütün o zamanlar bana kaldı. Geçirgenliği ve suyu iletme kapasitesi de tarlaya göre çok daha yüksek olunca, bir de dikimi de kardeş bitkiler prensiplerine göre yapınca ürünler kendilerini göstermeye başlayana kadar sulama ihtiyacı da çok çok az oldu.



Dikim günü
Kardeş bitkiler nedir derseniz, birbiriyle sinerjistik etki gösteren, topraktan aldıkları ve toprağa verdikleri maddeler birbirini tamamlayan, birbirlerini etkileyen zararlılara karşı koruyucu etki gösteren, birbirlerinin güneş, gölge, sarınma, yayılma gibi ihtiyaçlarını tamamlayan, bu sebeplerle ayrı ekime göre daha sık ekilebilerek toprağın daha verimli kullanılmasını sağlayan ve sonuç olarak da beraber ekildiklerinde daha fazla ürün getiren bitkilere kardeş bitkiler deniyor.  Halk arasında 3 kızkardeş diye bilinen mısır, fasülye, kabak; aslında kardeş bitkilermiş mesela. Ya da domates, biber, patlıcan; sadece bir şarkı olmayıp birbirini çok iyi destekleyen  3 kardeş bitki. Yine hep havuçla dereotu beraber ekilmez denir, onun da sebebi bu iki bitkinin uyumsuz bitki olması aslında. 
Özellikle ABDdeki tarım fakültelerinin halka da açık kaynaklarında bu konuda birçok bilimsel çalışma, liste, teorik bilginin yanında pratikte  dikim planı oluşturmak için matematiksel modeller de var.  Küçücük alanlardan bol ve kaliteli ürün elde etmek için sadece dikmek ve beslemek yetmiyor, bilim şart elbette. Bu kaynaklardan okuduklarımı, kare köklü formülleri,  altıgenlerle oluşturulan geometrik modelleri ve Türkçe kaynaklardan bulduğum deneyimleri sentezleyip sadeleştirerek dikim planlarını oluşturdum. Yatakların etrafına demirbaş olarak çepeçevre kadife çiçeği diktim. Kadifeler nematodları (bitki köklerine zarar veren gözle görülmeyecek kadar küçük kurtçuklar) baskılıyor, zararlı böcekleri uzak tutuyor ve topraktaki faydalı organizmaların çoğalmasını sağlıyor.  
Yine zararlı böcekleri uzak tutsun, hem de domatesleri desteklesin, tadlarını zenginleştirsin diye domates aralarına fesleğen yaptım. Kadifeler bir yandan, fesleğenler diğer yandan mis bir çiçek bahçesi gibi oldu yataklar. 
Kardeş bitki prensiplerinden biri de dikim sıklığını artırmak. Böylece alandan daha fazla yararlanılıyor, toprak yüzeyinde minimum düzeyde boşluk kalıyor ve yabani otlar çıkacak yer bulamıyor. Ben biraz da deneysel olsun diye yataklardan birini iyice sıkıştırdım, yani daha sık diktim, diğerini ise biraz daha rahat yaptım. Kuşkonmaz ve pancarlar maalesef tutmadı, başka tohum kalmadığı ve hazırını da bulamadığım için bu sene onlardan feragat etmek durumunda kaldım. Sonuç olarak bir yatakta domates, biber, patlıcan, fesleğen; diğer yatakta ise salatalık, kabak ve dereotu oldu. Kadifeler tabi demirbaş, her tarafta var. Fideler büyüdükçe boğazlarını yani köklerini doldurma, domateslerde koltuk alma, salatalık ve domatesleri ipe alma, toprağın boş kısmını malçlama işlerini tamamladık sevdicekle beraber. 1 ayda sadece 1 kez, o da  kendi yaptığım enzimle pestisit uygulaması yaptım. Büyümelerinden, gelişimlerinden çok memnunum, nerdeyse saydıklarım dışında hiçbir şey yapmadan kendi kendilerine büyüdüler. Her gün "İyi ki yapmışım yatakları, bu sıcaklarda rahat ediyorum", diye kendi kendime sevinip duruyorum:) Haziran başı itibariyle fideler ya çicekte, ya üründe. Yatakların ve kardeş bitkilerin ürünlere faydası olacak mı bilmiyorum; ama şimdiden 5 kat büyüyen fesleğenlere olduğu kesin. :)

Bebeler büyüyor
Ilk çiçekler

Boğazları da dolduralım...
Domateste koltuk alma




Kabaklar coştu 
Bebeler genç oldu


Ilk ürünler

Kabak bebeleri ayrı, çicekleri ayrı güzel
Domates, biber, arka fonda patlıcan
Patlıcan arası büyücek fesleğen... 


Erişkinliğe ilk adım

Bostan bu sene görsel olarak da o kadar güzel oldu ki bizim için, yapılacak bir şey olmasa bile, çocuklarla uzun uzun vakit geçirmekten, yatakları izlemekten  çok zevk alıyoruz. İşler kolaylayınca insan "Daha mı fazla yapsaydık?" diye hafif bir aç gözlülüğe bürünse de, elde edilen ürünün fazla olmasındansa öğrenilenlerin fazla olması, üretirken geçirilen zamanların güzel olması, her şeyde sadece kendi emeğimizin olması ve huzurumuzu azıcık bile kaçıracak hiçbir şey olmaması bizim için daha değerli. Ve Aden'in söylemiyle her günü " Bugün çok güzel bir gün oldu." diye bitirebiliyorsak, başka ne isteriz ki? 

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Pazartesi Sendromsuzu

Aslında bu yazı bir blog yazısı olmayacaktı. Instagram'da caption olarak başladım ama o kadar uzun olacaktı ki, post silindi, yazı da mini bir blog yazısına dönüverdi.  

Sanırım en sık karşılaştığım soru, "Peki ama sıkılmıyor musun?". Hazır tipik bir Pazartesi günü akşamındayız, bugünümü anlatayım da siz karar verin sıkılıyor muyum? 😊

Petunyas reloading
Dışardan görünen, çocuklarla sarmaşan, manzaraya karşı keyif çatan, sahilde ormanda gezen, o kurabiye senin bu kek benim pişiren bir hayattır belki. Belki hayat sadece bunlardan ibaret olsa, saatlerce ayaklarımı uzatıp manzara izlesem, sadece gezsem tozsam,  sıkılırdım da hakikaten (Gerçi şimdi gayet de cazip geldi yazınca 😂). Ama hayat  yoğun, her gün yapacak bir yığın şey var. Örneğin bu sabah Doran'ın kahvaltısını hazırlayıp okula yolcu ettikten sonra, hafta sonu yağan sağanakla boyunları bükülüp dalları kırılan petunyaların tedavisini yaptım bir süre. Kuruyan çiçekleri, yaprakları temizledim, birbirine girmiş dalları ayırdım, köklerini kabarttım, sularını düzenledim ve onları güneşin iyileştirici etkisine bıraktım.  Hoş sağanak olmasa da, dalları kırılmasa da bunları yapacaktım, belki aciliyet olmadığı için sabah ilk iş değil de, daha ilerleyen saatlerde...

Petunyalardan sonra yine sağanaktan nasibini alan terastaki tozu, toprağı, çam iğnelerini, bebe kozalaklara tutunamayıp da aşağı düşen, yerde neredeyse ayrı bir örtü oluşturan çam tohumlarını temizledim. Terası süpürürken hafif bir serinlik hissettiğimde yüzümü güneşe verdim, sıcakladığımda gölgeye, ağaçların altına sığındım. Yıkamaya sıra gelmeden açlık beni yoklamaya başladı, midemin sinyallerine direnemeyince domates, salatalık, biber ve peynirle - evet arada sırada ben de karbonhidratsız beselenebiliyorum:P- verdiğim kahvaltı molasının ardından petunyalara girişmeden attığım çamaşırları astım arka bahçeye. Çamaşır asarken önüm, arkam, sağım, solum yeşillik, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar, hafif bir meltem, yeni yeni yakmaya başlayan güneş. Sanki ev işi yapmıyorum da hayatımın tatiline çıkmış yeni günü karşılıyorum. 

Pazartesi genelde temizlik günü. Evi süpürdün, sildin, toz aldın derken saat oldu 14:30, Doran'ı okuldan alıp Taekwondo'ya götürme zamanı geldi.  Üst baş değiştir, Aden'le beraber ilçeye git, Doran'ı al, antrenman zamanı 2 saat Aden'i eğlendir, dönüşte kasaba markete uğra, eve dön, oldu mu saat 18:00? Şu ara taze yaprak zamanı, haftada bir kez tazecik yapraktan sarma yapmazsam olmaz. Bugün de sevdiceğim bakla sarması istemiş, eve gelir gelmez hazırladım, tencereyi ocağa koyup mutfağı da toparladıktan sonra bugün 12 saattir ilk kez oturma zamanı buldum:) Işte dışardan görünen keyif anları çoğu zaman 12 saatlik temponun sonundaki kısa dinlenme zamanları. Sabah 7 akşam 7, ki bu zamanın içinde bostan, tarla işleri, bahçe bakımı yok. Bugün yetmedi, onlar da artık yarına kaldı. 

Akşam dinlenmesi

Sabah 7 akşam 7, siz ev işi ve koşturmaca okursunuz, ben huzur okurum, ev işi yaparken bile yanımda sevdiceğimin ve çocuklarımın olduğu tarifi imkansız bir şansı okurum, oğlum teknik çalışırken minderlerde hoplayıp zıplama olanağına sahip kızımın neşesini okurum, sofraya aşklarımın sevdiği bir yemeği koyabilme mutluluğunu okurum, 5 dakikalığına da olsa daldığım manzaraya, bütün bir hayatın  keyfini sığdırırım.

Antrenmanda olan kim, belli değil...


Her gün elbet birbirinden farklı, ama hepsinin kendine özgü dinamiği var. 2 yıldır hiç değişmedi bu.  Sıkılmayı bırakın, bir saat boş kalacak zaman bile olmuyor çoğu kez. Iş gücün daha az olduğu günlerde daha fazla gezme tozma, daha fazla antin kuntin uğraşlar, daha fazla oyunlar oluyor. Her gün dopdolu ve güpgüzel geçiyor. 💜

Ha bu arada bugün (14 Mayıs) aynı zamanda dünya çiftçiler günü. Özel gün konseptine pek sıcak bakmam, pek de kutlamam ama nedense bu güne bir sempati duyuyorum. 😊 Kutlu mutlu olsun. 😊

16 Nisan 2018 Pazartesi

"Dünya Ne Kadar da Güzel"

Karanlık kış sabahlarının en sevdiğim yönü, Doran'ı okula yolladıktan sonra, sabah karanlığında huzur içinde sevdicekle bir fincan kahve içmek ve Aden uyanınca da sarmaşarak, kıkırdayarak, öperek, koklayarak istediğimiz kadar sabah keyfi yapmak. Herhangi bir şeye yetişme derdi olmadan, acele etmeden, tadını çıkara çıkara, o anları iyice içime çekerek, kalbime, aklıma kazıyarak... Bütün gün yapışık yaşasak da, bu sabah keyiflerinin tadı bir başka benim için. Sanırım çalışırken evden kuzular daha uykudayken çıktığım,  onları öperek uyandıramadığım, uyanırken yüzlerindeki gülümsemeyi göremediğim için.

Sabah keyifleri bir başka, ancak günler uzayıp güneş de tatlı tatlı ısıtmaya başlayınca kış miskinliği de sıyrılıveriyor üstümüzden. Adencik de içindeki bahar enerjisinden mi yoksa perdesinin arasından sızan güneşten mi bilmem, daha erken uyanıyor. Hava da üstümüze bir şey almadan çıkacak ve de fenalık geçirtmeyecek kadar sıcak olunca, bize sabah keyfini bahçelere, kırlara, sahillere taşımak kalıyor. 

Sahillerin en güzel zamanı. Henüz kalabalık değil. Plajlar, camping'ler daha açılmadığı için deniz kenarları ıssız. Ister bomboş kıyılarda yürüyüş yap, ister  deniz kenarında otur, ister kumla, suyla oyna, ister taş topla, ister piknik yap, ister eski Türk filmlerindeki gibi bir uçtan diğerine koş. Hatta denize bile kısaca bir girilir ama bizim sıpalar girince çıkmak bilmeyecekleri için denize girmeyi Haziran'a kadar ertelemekte fayda var. Sonuçta Kuzey Ege'de su yazın bile soğuk, fazla da abartmamak lazım:)


Kalabalıklaşmadan sahillerde mi takılsak, yoksa çiçeklerin zamanı geçip otlar sararmadan kırlarda oynayıp çicek mi toplasak? Mor kır çiçekleri, papatyalar o kadar güzel ki insan sadece yanlarından geçerken bile serotonin salgılıyor. Elinde sepetleriyle çicek toplayan, büyük çiçekleri toplarken küçükleri sevip okşayan, baharın kokusunu içlerine çekerken yüzlerinden huzur ve mutluluk akan, kuzularla, oğlaklarla, buzağılarla konuşan  minnaklarımdan mutlusu yok şu ara. Onların "Dünya ne kadar da güzel, çicekler, ağaçlar, doğa, hayvanlar, insanlar, her şey çok güzel." demeleri, kendi uydurdukları çiçekli böcekli şarkıları söylemeleri de  benim serotonin seviyemi geometrik olarak artırıyor. 





Taç yapamasak da bileklik yaptık

Tarlada
Tarlamız bu aralar yemyeşil. Bazı yerlerde minnacık beyaz ve mor çicekler, bazı yerlerde sarılı beyazlı papatyalar, bazı yerlerde tek tük de olsa gelincikler var. Sabahtan akşama tarlada dolaşsak sıkılmayız. Çiçek toplamak, toprakla oynamak, otların arasında kaybolmak, olmaya başlayan erikleri keşfetmek, her gün bir önceki güne göre neler değiştiğini gözlemlemek, bir yandan da yapılacak işler için ortalığı süzmek gibisi var mı? Sebze yataklarını bitirip dikime kadar bostanın kapısını kapadıysak da bahçede yapılacak bir sürü iş var. Çiçekler saksılara alınacak, günlük bakımları, sulamaları yapılacak, dadanan zararlı varsa kendi enzimlerimle ya da en fazla arap sabunu kullanarak mücadele edilecek, yeni fidanlar dikilecek, fidan dipleri çapalanacak, sulama başlayacak, otlar tırpanlanacak, otlar tırpanlanacak, otlar tırpanlanacak:)  Bir sürü iş var dediysem de yanlış anlamayın, bu işler yapmaktan, hatta planlamaktan bile heyecan duyduğum, bitirdiğimde gururla seyrettiğim, günümü, elle tutulur, gözle görülür reel süreçlerle geçirmemi sağlayan ve beni sonsuz mutlu yapan işler... Insanın çok severek, en severek yaptığı işler... Bu işler sayesinde günümün her dakikasında dünyayı, hayatı, doğayı, canlıları, çocuklarımı, kendimi daha iyi tanıyorum. Tanıdıkça daha iyi anlıyorum. Daha affedici, daha hoşgörülü oluyorum. Önemliyle önemsizi, değerliyle değersizi daha iyi ayırt ediyorum. Doğayla, hayatla bütünleşiyorum. Her an öğreniyorum, değişiyorum, gelişiyorum. Sanırım daha iyi bir ben oluyorum. Belki de bu yüzden bu işlerin hiçbirisinden vazgeçemeyişim, birilerine yaptırmak yerine her şeyini kendim yapmak isteyişim. Belki de bu yüzden primitif bostanımın, ne kadar temizlesem de otlarıyla baş edemediğim tarlamın, her yıl anca bir köşesine el atabildiğim bahçemin, en profesyonel ellerde düzenlenmiş bahçelerden, bostanlardan, tertemiz tarlalardan daha güzel gelmesi bana.

Kuşburnu ve böğürtlen. Önleri temizlendi, bu yıl ulaşabileceğiz:) 
Komşu köyde fidan dikimi
Bahçede fidan dikimi:)

Bahar kokoşu
Aden'den mutlusu yok

Bahar Alışverişi
Çocuklar bahçede oynar da Tom içerde durur mu?

Evet, biz her zaman olduğu gibi hayatın bize hediyelerinin tadını çıkarıyoruz yine. Yolunuz düşerse bekleriz :) 😉

31 Mart 2018 Cumartesi

Toprak Gibisi Var mı?

Solda şeftali, sağda erik... 3 günlük saltanat
Hayat dağ köylerinde büyük şehirlere göre çok  daha yavaş aksa da, her anı acele etmeden doya  doya yaşayacak, içimize çekecek, beynimize  silinmeyecekmişçesine kaydetecek kadar  vaktimiz olsa da, burda da çok hızlı geçiyor  zaman. 1 ay sonra 2 yıl olacak hayatımızı  değiştireli, yuvamıza taşınalı. Artık baharın  kendisini ne zaman hissettireceğini, doğanın ne  zaman yeşile bürüneceğini, kuzuların, oğlakların  ne zaman hoplamaya başlayacağını, eriklerin,  kirazların ne zaman çicek açıp ne zaman  yapraklanacağını, bademin, fıstığın ne zaman  uyanacağını, meşelerin kuru yapraklarını  dökmeden birden yeşilleneceğini, hangi kır  çiçeğinin ne zaman açacağını biliyoruz. Ama bu,  merakımızı, heyecanımızı, her yeni ana tanıklık  ederkenki mutluluğumuzu azaltmıyor. Her gün  tarlayı, bahçeyi dolaşıyor, merakla doğanın bize o  günkü armağanlarını keşfediyoruz. Ve her an şükretmeye devam ediyoruz, bu güzellikleri sevdiklerimizle yaşayabildiğimiz için, küçücük bir papatyayla mutlu olup mutlu kalabildiğimiz için ve mutlu yaşamak için daha fazlasına ihtiyaç duymadığımız için...

Meşeler 1 günde değişti.  Bebe kozalaklar da çamları süslemeye başladı.

Istanbul'dayken bahar yorgunluğu diye bir kavram vardı. Burda ise ekstra bahar enerjisi kavramı var :) Doğanın armağanlarına eşlik etmek için zaman kaybetmeden kış etkilerini geride bırakmak istiyor insan. Tarla, bahçe temizlenecek, bu sene sebze dikimi için planladığımız yükseltilmiş sebze yatakları yapılacak, tohum çimlendirilecek, fidan dipleri çapalanacak, otlar tırpanlanacak, evin önündeki alana fare kulağı tohumu ekilecek, yeni fidanlar, yeni çicekler dikilecek, olmazsa olmaz petunyalar pencere önlerini süsleyecek... Bunlara ek olarak mevsimi kısa bahar meyve ve sebzeleriyle yeni lezzetler, tarifler denenecek... Ha bir de günlük rutin işler var ama onları saymıyorum artık.

Gönül istiyor ki bunların hepsini bir kerede hızlıca yapıp bitirelim. Ama orta yaşlı iki kişilik işgücüne sahip olduğumuz için bu pek mümkün değil tabii:) O yüzden iş hayatının bıraktığı "planladığımız her şey aynı anda olsun ve hemen olsun" yan etkisini baskılayarak işleri sıraya koymamız lazım.

   
1. yatak çakıldı
Önceliği sebze yataklarının yapılması aldı. Daha fidelerin dikimine zaman var ama yatakların içine konacak toprak karışımının dikimden en az bir ay önce hazır olması lazım ki   yağmurlar içindeki gübreyi eritebilsin. Yatakları hazır edip  içini serdikten sonra diğerlerini de yaparız nasıl olsa.
Soruyu duyar gibiyim, "Iyi de bu yükseltilmiş sebze yatakları da ne?"

Yükseltilmiş sebze yatağı aslında büyükçe bir saksı. Ister bahçede, ister tarlada, ister evinizin terasında her yere yapabilirsiniz. Geleneksel yöntemlere göre çok avantajı var.  Içindeki toprağı tarladaki tüm toprağa oranla kolayca ıslah  etme,  yüksek olması sebebiyle bel ağrılarımı tetiklemeyecek  olması, daha az yabani ot, daha az çapa, daha az sulama...  Daha ne olsun ki :) Evet başta biraz daha fazla uğraştırıyor ve  yoruyor ama sonrası hem çok daha rahat hem de yıllarca  nerdeyse hiç ek iş gerektirmeden ekip dikmeye devam edebiliyorsunuz. Tam da deneyimlemek istediğim şey. Ve bu yataklar beni en az baharın gelmesi kadar heyecanlandırıyor:)

Az sonra hiç ot kalmayacak
Buncağızı da rahatsız ettim arada




















Yatakları  başta pratik ve hafif bir malzeme olan OSB'den (oriented strand board, bir tür levha) yapalım demiştik, ama sonra içimize sinmedi. Çamların ortasındaki bir tarlada OSB yatak olmaz, olsa olsa çam olur dedik gittik mis gibi çam kestirdik. Masif ahşap haliyle çok ağır. Taşıması, çerçeveler bitince yerlerine koyması biraz zor oldu ama olsun, değdi. Hem OSB'ye göre de daha dayanıklı, muhtemelen hiçbir bozulmaya uğramadan bizi uzuuuuuun seneler idare ederler. Sevdicek yatakları inşa ederken ben de konuslanacakları toprağı belleyip çapaladım. Insan bir avuç toprakta bile daha bir hayran oluyor baharın mucizelerine. Daha iki hafta önce sadece toprak olan bostanda her yer çim, yeşillik, çicek. Belleyip temizledikçe alttan yenileri çıkıyor, onları temizleyince daha da yenisi çıkıyor.  O yabani otlar bile iki haftada nasıl derin kök salıp nasıl da bağlanıyorlar hayata... Bir yandan temizledim, bir yandan içim gitti. Çerçeveler çakılıp taban toprağı da ottan kökten arındırılınca, yeni otlar ve topraktan gelecek börtü böcek  yukarı çıkamasın diye su geçirgen bir örtü serip yatakları da yerine taşıyınca ilk iki aşama tamamlandı. Içeriğini koymak kısa sürer sanmıştım; ama her biri neredeyse 1000 Lt hacimli yataklara kova ve kürekle toprak ve yanmış sığır gübresini  aktarmak hem çok uzun sürdü hem de oldukça yordu. Araya hava muhalefeti de girince 1-2 günde biter sandığım iş on gün süründü.  En sonunda sevgilim bana bir el arabası aldı da hem belim rahatladı, hem de süreç hızlandı.  Coco peat bloklarını suyla açıp, leonardit,  umdemin, kemik unu, kükürt ve meşe külünü de ekleyince 3. aşama da bitti. Buraya yazarken 3-5 satıra sığsa da, çakılan her çivide, vurulan her çapada, atılan her kürek toprakta duyduğum heyecan ve mutluluk gökyüzüne bile sığmadı.  Sırada sardırma çıtalarının ve iplerinin yapımı ve companion planting - kardeş bitkiler prensibiyle yerleştireceğimiz fidelerin dikimi var. Hem yaptıklarımızdan çok mutluyum ve gurur duyuyorum, hem de bir sonraki adım için çok heyecanlanıyorum.

Çok mu güzel, bana mı öyle geliyor?
Zemin tamam, örtüyü serelim


Proud & happy couple
Doran çalışır Aden denetler
Veee final... Yataklar da bitti, ben de bittim :)

Yataklarla tekrar ilgilenme zamanı gelene kadar da bahçedeki diğer işler var, yüzümü güldüren, sabırsız tarafımla mantıklı tarafımı çatış₺tıran, heyecanımı daha da artıran. Bir an önce yapayım da bahçede kuzularımla oynarken, oturup bir şeyler yudumlarken, sevgilimle gün batımının tadını çıkarırken bizi daha da mest etsin dediğim...

Burda yaşamanın belki de en güzel tarafı da bu zaten... Toprakla uğraşmanın, yapılacakların, hayallerin hiç bitmemesi... Her an, her mevsim, her sene, aklı, bedeni, ruhu meşgul tutması, geliştirmesi, beslemesi...



Coco Peat: Hindistan cevizi torfu
Umdemin: Toprağın PH dengesini, su ve besin alabilmesini düzenleyen bir tür toprak desteği
Leonardit: Humik ve fulvik asit içeren bir tür fosilleşmiş gübre

17 Ocak 2018 Çarşamba

Anne, Parlak Olsun, Süslü Olsun


Kalabalıktan uzak, doğayla ve kendinle baş başa olunca özel günler de daha keyifli, daha güzel oluyor ve stresle değil de, hakkettikleri gibi heyecan ve mutlulukla bekleniyor, sindirerek, sakince ve huzurla yaşanıyor. Istanbul'da olsak Aralık başında yılbaşı kalabalığı stresi basardı örneğin. Trafik iyice kötüleşir, bir yere gidilemez ve park yeri bulunamaz olur, market kasaları her gün daha da kalabalıklaşır, işten eve dönüş süreniz uzadıkça uzar... 
Burda bu saydıklarımın hiçbiri yok. Normal yaşam olabildiğince sakinliğiyle devam ederken üstüne heyecan, neşe ve umut eklemek var, tam da olması gerektiği gibi. 


Yılbaşı günü önceden plan yapmadan, kalabalık, otopark derdi olmadan, "Hadi" deyip cümbür cemaat parka gidebilme lüksü.

Tabi bir yandan da büyük şehirlerde neredeyse her sokakta, her AVMde olan parlak süslemeler, ağaçlar, simler yok... Ben de oldum olası severim süslemeleri, ama artık bahçemde bakmaya doyamadığım, her gün yeniden aşık olduğum onlarca ağaç var. Bir gün dallarındaki çiylerle süslenir, bir gün üstünde koşuşturan sincaplarla. Her yıl bir tanesini yılbaşı ağacı olarak görevlendirsem, hepsini görmeye ömrüm yetmez. Ancak evde iki çocuk olunca, hele biri de 3 yaşında bir kız çocuğu olunca, evin içinde de normalden farklı bir süsleme, bir parlaklık gerekiyor tabii. Açıkçası nerdeyse bir ormanın içinde yaşarken eve plastik ağaç almak saçma, gerçek ağaç koymak daha da saçma geldiğinden, alternatif yılbaşı süsü arayışlarına başladık biz de.  

Bahçemizde nereye dönsek çam 💜
Ya da çam ve meşe...

Önce bahçeden topladığımız kozalakları, yaprakları, meşe palamutlarını  boyadık hep beraber. Benim el becerim nerdeyse hiç yoktur, herhangi bir şey oluşturmayı bırakın nerdeyse cetvelle bile çizgi çizemem. Ama bu kozalak ve yaprak boyama işini başardım. Insanlık için adım bile değil, ama benim için çok büyük bir adım. Başardıkça da daha fazlası için motive oldum. Doran bir yerde görmüş, yılbaşı kapı süsü istedi. Hazır motivasyon yüksek, "Hadi kendimiz yapalım." dedim. Bir okul dönüşü oturduk hep beraber masaya. Evdeki kolilerden birini yuvarlak bir çerçeve kesmek için açtık. Evde pergel de olmadığı için halkanın dışı için bir yemek tabağından, içi için de bir kahvaltı tabağından faydalandık. El becerim yoktur dedim ya, kesme becerim de nerdeyse sıfır. Kalın bir kartondan bu halka çerçeveyi makasla kesmem neredeyse imkansız. Daha başlamadan bitti mi acaba diye düşünürken her derde deva mor Kershaw çakımla deneyeyim dedim, hiç zorlanmadan ve oldukça düzgün şekilde kesmeyi başardım (ürün yerleştirme yok,  sadece çok seviyorum çakımı:)).  Sonra hacim vermek için, kullanılmış kağıtları buruşturup halkaya koli bandıyla yapıştırdık. Bu kötü görüntüyü kapatmak için de hepsinin üstüne perdelerin boyu pencerelere fazla geldiği için kestiğimiz perde parçalarından sardık. En son da yerdeki dallardan kestiğimiz gerçek çam iğnelerini, kendi boyadığımız kozalakları, kendi bahçemizden toplayıp parlaklaştırdığımız cevizleri, palamutları, birazcık da hazır aldığımız parlak süsleri Bally ile yapıştırdık ve keten iple Doran'ımın kapısına astık. Yapıştırma için şeffaf slikon kullansam daha kolay olacakmış, bir daha böyle bir şey yaparsam tembellik etmeyip slikonla yapacağım. 

Mor Kershaw 💜💜💜


Kağıtlarla hacim veriyoruz. Nasıl fikir?😂

Çam iğnelerini de keselim

Nasılsa görünmeyecek diye yanlar boş 

Ve final

Oğlanım kapı süsü isterken kızcağızım da gözünü parlak pembe toplara ve led ışıklara dikti. Bahçedeki çamlardan budanan büyükçe ve yamuk bir dalı bir saksıda kendi kestiğimiz odunlarla sabitleyip kendi çapımızda bir ağaç oluşturduk. Iğnelerin üstüne yine kendi boyadığımız çınar yapraklarını, kozalakları, Aden'in istediği parlak topları ve Doran'ın kapı süsünden artan hazır süsleri taktık. Belki biraz komik oldu ama Aden çok beğendi, bizim için dünyanın en güzel ağacı oldu. Yılbaşından on gün sonra zar zor toplayabildik. Kozalaklar, yapraklar ve Doran'ın süsü ise toplanmadı, hep duracaklar:). 

Ağacının başında
Kızcağızımın ağacı. Doğal, parlak ve süslü

Süslerle başlamışken canımız yılbaşı misafirlerimizin de hediyelerini kendimiz yapalım, emek vererek, sevgi katarak hazırlayalım istedik.  Evet el becerim yok, o yüzden ellerimle bir bere öreyim, yetenekli ablam gibi seramikler yapayım deme şansım yok. Ama çok severek yaptığım ve kendimce güzel de yaptığıma inandığım bir şeyler var. Tahmin ettiniz mi? Evet, bilimum yiyecek ve içecek :):)  Yılbaşından hemen önce ancak sofra hazırlıklarıyla uğraşacak kadar zaman olduğu için bu hediyeleri önceden yapmam gerekti. O sebeple yılbaşı ruhuna uygun, dayanıklı, buzdolabı gerektirmeyen, atıştırmalık ve sevilme olasılığı yüksek bir şeyler hazırladım. Tarçın ve zencefille karamelize edilmiş badem, mis gibi köy yumurtasıyla yapılmış, ev yapımı nar ekşisi ile tatlandırılmış beze ve kış çayı. Gerçekten çok isteyerek, sevgiyle yaptım, verdiğim hediyeden çok mutlu oldum. Umarım hediye sahipleri de beğenmiştir:)
Hediyeler...

Yılbaşı sofrası, yiyecek demişken tamamını sevdicekle beraber ikimizin hazırladığı menümüzü de yazayım. Özel günlerde menüye karar vermek benim için çok zor oluyor, belki aynı şekilde zorlananlara faydam olur :)

Gün boyu atıştırmalık:

  • Zencefilli tarçınlı yumuşak yılbaşı kurabiyeleri
  • Çikolatalı ve muzlu cup cake, çikolata ve fındık kremalı frosting ile
  • Çikolatalı top kek 
  • Annemin getirdiği muffin, kahve biskuileri ve mantar kurabiye

30 Aralık akşam yemeği:
  • Fransız soğan çorbası
  • Kremalı mantarlı linguine 

Kahvaltılar:
  • Kıymalı, kıyma-kaşarlı, patates - peynir- otlu gözleme
  • Bazlama
  • Krep
  • Peynir, zeytin çeşitleri
  • Bal-Kaymak
  • Nutella - Fındık ezmesi

31 Aralık akşam yemeği: 
  • Zeytinyağlı pancar
  • Çerkez tavuğu
  • Pembe humus
  • Süzme yoğurt ve cevizli köz patlıcan
  • Zeytinyağlı yaprak sarma
  • Girit Ezme
  • Peynir - zeytin çeşitleri
  • Paçanga böreği
  • Tereyağında karides
  • Çiğ Köfte (ana yemek olarak:)) 
  • Pilav
  • Sosis (köfte de vardı ama unutmuşuz :)) 
  • Ablamların getirdiği limonlu cheesecake 


Içecekler:

  • Ev yapımı ayran
  • Elma suyu
  • Ev yapımı şarap & bira
  • Rakı
  • Saat 00:00 için şampanya

Happy family

Yazıya özel gün stresiyle başladım, süslerle devam ettim, nasıl olduysa yemekle bitirdim :) Aslında biraz da doğum günlerinin yarattığı benzer duygulardan bahsetmek istiyordum ama o da başka bir yazıya kalsın. Her gününüz çocuk sevinciyle dolsun, sevdiklerinizle, sağlıkla, huzurla geçsin...