16 Kasım 2016 Çarşamba

Fidanlar Ağaca Dönmeli Yurdumda



Cennetin tam içinde yaşamak ayrı bir konu, orada nasıl yasadığınız ayrı bir konu. Buraya gelirken amacımız sadece evimizi taşımak değil, hayatımızı tümden değiştirmekti. Alışkanlıkların ve büyük şehrin bize biz farkına bile varmadan dayattığı tüketim hayati yerine daha basit bir hayat özleyerek geldik. İstanbul’da çocuklarımıza sağlıklı bir şeyler yedirelim derdiyle bir şeye benzemeyen domateslere 10 lira vermektense kendi sebzemizi meyvemizi yetiştiririz, toprakla doğayla iç içe oluruz, hem yediğimizi biliriz, hem de en güzelini yeriz dedik.

Eylül sonu gibi toprağı sürdürmüştük, bu hafta da şeytanın bacağını kırıp ilk meyve fidanlarımızı diktik sonunda 🙏 👊  (takriben 2-3 yıl sonra ilk meyveler gelecek inşallah ama olsun, başlamak bitirmenin yarısıdır). İlk sebzeler de inşallah ilkbaharda topraktaki yerlerini alacaklar. Bahçede çalışmanın, elle tutulur, gözle görülür bir iş yapmanın verdiği haz elbette ki çok fazla. Ama en çok eğlenen ve keyif alanlar da bizim kuzulardı kabul etmek lazım. 👫

İsler 2 çocuk ve kedi & köpeklerle normalden daha fazla zaman alıyor tabi. Fidan için çukur kazıyorsun, arkanı dönüp fidanı alana kadar Aden içine  girip ayaklarını gömmeye başlıyor. Kovayla fidana su taşırken Hektor bunu oyun sanıp kovayı döküyor, bir daha dolduruyorsun gidene kadar yarısını içiyor. Doran her 20 saniyede bir "ben de kazmayla kazmak istiyorum" diyor. Tam kazmayı sallayacaksın çocuklar kazmanın altında bitiveriyor. Bıkmadan usanmadan "biraz uzağa gidin de yanlışlıkla çarpmayalım" diyorsun ama bunu dakika başı söylüyorsun.




Olsun, varsın uzun sürsün. Sonuçta onlar iyi olsun, mutlu olsun, asıl amaç bu değil mi? Çocuk gülümsemesinden daha güzel bir şey var mi hayatta? Onlar mutlu biz mutlu... Fidanların hepsini de makul bir sürede dikmeyi başardık. Tabi özellikle Suat çok yoruldu.  Bedenlerimiz ruh ve beyin kadar çabuk alışmıyor haliyle. Tarlada bahçede çalışa çalışa bedenleri de yola sokacağız ama :)

Tabi toprak, su, çamur derken bir baktık Aden çizmeleri de atmış, her yerini çamura bulamış. Bir de ayağında sadece çorap Doran’ı kovalarken çamurlu parmağını Doran'a değdirmeseydi iyiydi (Doran sterildir, gelmez öyle çamurlanmaya falan). O çamurla oyalanırken biz de işimizi hızla bitirebildik :) Tabi bahçe işinin bitmesi işin bitmesi anlamına gelmiyor. Aden'in üstünden öbek öbek çamur aktığı için kıyafetler bahçede hortumla arınmaya, Aden de hemen banyoya transfer oldu. 

Şu anda bize dünyanın en önemli aktivitesi gibi gelen bu işler gün gelip o kadar rutinleşecek ki bu konuda yazı yazdığımıza bile şaşıracağız, hedefimiz bu en azından.  O zamana kadar ektiğimiz bir tohumun bile hikayesini okumaya hazır olun :) 🙋













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder