29 Haziran 2017 Perşembe

7 Günlük Hafta Sonu*

Yıllar önce "Her hafta Cuma'yı beklemek, ölümü beklemek gibidir." diye bir cümle okumuştum. Belki de bir yerden duymuştum tam hatırlayamıyorum. Sanırım "Ben ne yapıyorum, ne istiyorum, nereye gidiyorum"u sorgulamaya o zaman başlamışımdır. İş çıkışını, Cumayı, bayramı, yaz tatilini, 3-5 günlük teneffüsleri beklemek, onları beklerken hayatının akıp gitmesine izin vermek, ya da bu hayati sevmek, akışa uymak...

Artık hafta sonlarını, tatilleri beklemek yok (tamam Cuma'yi bekliyoruz ama pazarı sevdiğimiz için:)). Günlerden ne olursa olsun her sabah tazelenmiş ve yenilenmiş olarak yeni bir güne uyanıyor, istediğimiz her şeye (birbirimiz, sağlık, huzur) sahip olmanın mutluluğu ve minnettarlığıyla o günü yaşıyoruz. Aslında hafta sonu olsun, tatil olsun, almayı planladıklarımız olsun, bir şeyleri beklemek, o şeyler gerçekleştikçe yeni başka şeyler beklemek formasyonumuzda var. Hedef olmadan, hedefleri aşmadan (evet gerçekleştirmeden bile değil, aşmadan) sürekli bir şeylerin peşinde koşmadan yaşayabilmek zor hatta bazen boş geliyor. Bilmediğimiz, öğrenmediğimiz bir hayat... Oysa ki biz Carpe Diem'i bir replik değil, ütopik bir hayat amacı gibi konumlandırmış bir nesiliz. Buna rağmen o ulvi amaca ulaşabileceğimiz günü beklemekle geçiyor ömrümüz genel olarak. 

Her geçişimizde hayran olduğumuz, içimize çektiğimiz,
orda olmaktan bile mutlu olduğumuz,
denizle daği, maviyle yeşili sarmalayan  doyumsuz yollar... 
Assos yolundan her zeytin ağacının, her narın, her mandalinanın, 
yolun bir yanında uzanan denizin, diğer yanındaki kırların, bahçelerin, 
baharda papatyaların, yazın zakkumların, 
güzel evlerin tadını çıkarmadan hızla geçip gitmeyin. 
Varacağınız yer burdan daha güzel olamaz ki...
Neyse ki dağ köylerinde ne hedefler yıpratıcı, ne de günü yaşamak zor. Her sabah beraber ve sağlıkla uyanmak, her akşam sağlıkla yatabilmek, gözümüze kestirdiğimiz islerimizi yapacak güce sahip olmaktan ibaret bizim hedefler. Günü yaşamaktan anladığımız da, her an gördüğümüz manzaraya, o manzaradaki en ufak bir değişikliğe, güneşin doğuşuna, her gün farklı renklere bürünen batışına, her mevsimin kendi rengine, geçtiğin her yola, gördüğün her zeytin ağacına, çama, çınara her defasında hayran olmaya, aynı şeyleri ertesi gün gördüğünde şaşırmaya, sevinmeye, sabah kuzuların uyanırkenki mahmurluğuna, kalkmadan doya soya sarılmaya, öpmeye, onlarla her anı yaşayabilmeye, uyurken ellerinin, parmaklarının aldığı şekillere, normalde işte olman gereken saatlerde oyun oynayabilmeye, saçmalayabilmeye, anlamsız kahkahalara, anlamsız kızgınlıklara, asla yapmam dediğin şeyleri yaptığını farkettiğinde aslında bunun çok da kötü bir şey olmadığını anlamaya, gerçek işleri başarmaya ve gurur duymaya duyulan aşk.... Her mevsimi, günü, anı doya doya içine çekmek, o ana doyamadan, sıradakini  yaşamak, bir yandan geçmiş anları özlemek, bir yandan hayatın yeni getirilerini karşılamak, ama her zaman şükretmek...



Rengarenk ve doyumsuz ilkbaharı da aynı özlemle uğurlayıp hızla  yaza giriş yaptık, hem de 
takvim 1 Hazirana döner dönmez. Yemyeşil ve çiçek dolu bahçemiz yakıcı bir sarılığa ve dikenlere büründü. Sıcağa rağmen hala inatla yaşayan bir avuç gelincik ve dikenlerin çiçekleri dışında bir renk yok artık bahçede.
Artik her yer sapsarı
Otlar adam boyu oldu, geçmemiz gereken yerleri tırpanla açıyoruz; ama bir yeri temizlerken başka bir yerde dikenler büyüyor. Haftada bir tırpan yapmamıza rağmen bahçenin yarısına şu an girilemiyor:) Bostanda işleri rutine bindirebildik, böylece tarlada çalışma zamanımız iyice azaldı. Aslında toprak çok ilginç bir şekilde bağlıyor insanı. Yapılacak bir iş olmasa da fidelerin yapraklarına, çıkan ürünlere bakayım, azıcık toprağı kabartayım, dur şu otları da temizleyeyim derken evde bekleyen çoluk çocuk ve sevgili olmasa sabahtan akşama tarlada kalınabilir, çok tehlikeli:).  Mahsulü de toplamaya başladığımız icin neşemiz ve keyfimiz de daha fazla tabii. Ilk defa bahçe yapmayla ilgili öğrendiklerimi sezon sonunda toparlayıp ayrıca yazacağım.


Dikimden  2 hafta ve 2 ay sonra

Tırpan işçisi iş başında.
Otlar iyi ama dikenler sıçrayınca fena batıyor.
Bahceler sarardıysa da saksıdaki renkler hala güzel.
Kendi petunyalarım diye demiyorum,
bu civarlarda bu kadar güzellerini görmedim :)
(bir maşallahınızı alırım)



Adları güneş çiçeği; ama en güzel baharda açıyorlar
Yaz gelince yapılacaklar diye listelediğimiz bir sürü iş tabii ki de var ama hem sıcaklık (38-39 derecelerden bahsediyorum), hem de sağ elimde gelişen bir enflamasyon sebebiyle kendimize bir dur deyip mecburi olmayan işleri erteledik. 39 yıl boyunca sadece klavyeyle haşır neşir olmuş parmaklarım burdaki tempoyu kaldıramadı, "dinlendir bizi" diye alarm göndermeye başladılar. Sonu cerrahiye varmasın diye ben de onlara kulak verdim. Yeni erişte, mantı açmayı, çok özendiğim kütük tabak ve tepsi yapımlarını, arka bahçenin adam edilmesini ve yeni çiçek dikimlerini şimdilik askıya aldım. Daha ortalıktaki odunların toparlanması, su borularının toprak altına alınması gibi elzem işler var ama onları da bir ara elbirliğiyle hallederiz:). 

Gelecek sene erik toplamaya devam...
Yazın gelmesiyle beraber en üzüldüğümüz konu, her aksam dalından erik toplayıp kemirerek bahçede takılma aktivitemizin son bulması oldu. Güzel oğlum her erik topladığında bir torba da arkadaşları icin toplayıp ertesi gün sınıfına götürdü, hem gurur hem de sevinçle. Paylaşmak,  bir yetişkin söyledi diye oyuncağını istemediğin bir anda arkadaşına vermek zorunda kalmakla değil de, bu şekilde daha kolay öğreniliyor sanki. Kendi emeğini kattığın, senden olan bir şeyle ve içinden gelerek... Inşallah yeni diktiğimiz fidanlar da ürün verir, bereketli olur, ürünleri sevgiyle toplayıp sevdiklerimizle paylaşabiliriz her zaman.


Erik sezonu geçtiyse de evde antin kuntin faaliyetler, oyunlar ve su sezonu acıldı. Ister denize gideriz, ister bahçede suyla oynarız; ister topların peşinde koşuşturur, ister toprakla oynarız; ister evde yeni bir yemek dener, ister sahile çay içmeye gideriz; ister çamların altında piknik yapar, istersek de bütün gün kitap okur, oyun oynar,  danseder, sarkı söyleriz (burdaki karar verici biz'in daha ziyade çoçuklar olduğunu hatırlatmak isterim:)). Bunları 1 ya da 2 haftalık izine ya da akşamlara, hafta sonlarına sığdırma telaşımız yok. Çok şükür ki her gün sadece bizim :)
Huzurlu, küçük limanda oturmak, doya doya denizi izlemek,
çocuklarınla hoplayıp zıplamak gibisi yok.
Not: Fotoğraf yerleşimini hala tam beceremiyorum. İnşallah konuyu çözüp sayfa düzeni daha iyi yazılar yazacağım bir gün:)


*"Yedi Günlük Hafta Sonu", Ricardo Semler

2 yorum:

  1. Paylaşımlarınızın devamını diliyorum.Umarım sürekli güncel tutarsınız.Bol yeşillikli günler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, elimden geldiğince yazmaya devam edeceğim :)

      Sil