24 Ekim 2017 Salı

Dağ Köyünde Alışveriş ve Aktivite Zamanı :)



Dikkat! Yüksek derecede orta yaş domestisizmi içerir.

Mevsimler değişmeye yüz tuttuğu zaman insanın içinde uyanan yeni döneme uyum sağlama dürtüsünü biraz değişik yaşadık bu sene. Eskiden olsa bıkmadan usanmadan vitrin bakar,  gardrobu yeni sezon kıyafetleriyle günceller, saçları sonbahar renklerine büründürür, tenimizi rüzgardan soğuktan koruyacak kremleri raflara dizer, yeni tabak çanak, ıvır zıvır bakınır, kulüp açılışlarını ve konserleri takvime eklerdik.


Peki bu yıl da bir şeyler alma dürtüsünü hissetmedik mi, hem de nasıl hissettik.  Kılık kıyafet, çanak çömlek  değil ama:) Zaten burda insanın fazla bir kıyafete ihtiyacı yok. Yazın serin tutacak iki şort 2 t-tshirt, kışın sıcak tutacak 2 pantolon 2 polar yetiyor da artıyor. Bahçe bostan işlerine bir şalvarı; boya cila gibi işlere de 10-15 sene önceden kalan ama sevdiğim için sakladığım eski bir pantolonu ve rahat bir askılımı ayırdık mı tamamdır (yazar burda 2 çocuk ve bu kadar yemeye rağmen hala eskilere sığabiliyorum mesajı veriyor ve bu daha ne kadar sürecek diye merak etmeden duramıyor😊). Yeniymiş, tarzmış, çeşitmiş, farklı modelmiş, bir de bundan olsunmuş, burda anlamsızlaşıyor. Kozmetik alımı zaten neredeyse sıfır, saç ne renkmiş, krem kaç çeşitmiş önemsiz. Birer deodorant, vazelin, dudak kremi. O kadar. Evdeki tabak çanak zaten gereğinden fazla, iş gördükleri sürece başka bir şeye gerek yok. Yapraklar kozalaklar en güzel dekorasyon malzemesi. Burdan da alınacak bir şey çıkmadı:) Ha belki sadece bıçakları bunun dışında tutabilirim. Bıçağa zaafımız olduğu doğrudur, ama o konuya da el atmadık değil. Sevdiceğim home made bıçak yapımına başladı, yakin zamanda WMFe rakip olursak şaşırmayın (şaka :)).


Herhalde vücut ve beyin yaşadığı coğrafyaya bizim düşündüğümüzden de hızlı uyum sağlıyor ve istekler de buna uygun şekilleniyor yine.  Aslında bu uyumu ilk yeme içme alışverişinden farketmiştim (tabi ben başka neden farkedecektim ki zaten 😂). Istanbul'dayken tadları kokuları bir seye benzemese de yaz kış domates, elma, markette ne bulunursa alınırdı. Burda mevsimi, sezonu geçtikten sonra insanın canı bile istemiyor, vücut otomatik olarak sağlıklı ve doğal yaşama evriliyor kendiliğinden. Kışın pancarsız yaşayamazken yaz başı küt diye kesiliyor yeme isteği. Pancarın yerini mevsimi gelen deniz börülcesi alıyor mesela. Mevsiminde kilolarca tüketilen elma civar bahçelerde bitince aklında ve gönlünde de bitiyor, bir sonraki kışa kadar yerini yaz meyvelerine bırakıyor.  Salatalık yerini havuca, enginar mısıra bırakıveriyor tezgahlarda hala olmalarına rağmen. Yazın kahvaltıdan ekmek üstüne, yemekten salataya her şeyin olmazsa olmazı domates Eylül'le beraber veda turları atıyor. Bu veda turlarını atarken de işte "alma" dürtüsünü tetikleyiveriyor. Neyi mi? Toprak için eksik alet edevat, salça karıştırma için dev tahta kaşık, salçalık ve buzluğa atmalık bolllca domates ve biber (benim diktiklerim salçaya yetmedi bu sene, pazardan aldım. Inşallah seneye salçalar da kendi tarlamdaki domateslerden olur), turşu kurmalık kornişon, jalapeno, lakerdalık palamut, yeni likör yapmalık tatlı, nar ekşisi yapmalık ekşi narlar... Bir de ilginçtir bu sene gözüm de doymak bilmedi nedense. "Buzluğa bir 10 kilo daha domates atayım, bir posta daha salça yapayım, dur biraz da barbunya koyayım" derken kış hazırlığı işleri geldi baş köşeye oturdu gündemde. Şöyle bir düşündüğümde, bunlar hep orta yaş meşgaleleri, niye benim canım bunları istiyor diye bir ara canımı sıkacak oldum, sonra hatırladım ki 3 ay sonra 40 yaş bitiyor, zaten orta yaş oldum 😂. Kendimi beyazlayan saçlarıma, kırışan göz kenarlarıma rağmen 20-25 yaşında sanmaya devam etsem de artık bir orta yaşlıyım, içimden gelenlerin de buna uygun olması normal tabi:) İçimden gelen isteklerin klasmanıyla barışınca koyuldum işlere...


Odun ateşinde salça... Bir de is gözleri ve genzi yakmasa :)
Eskiden salça sevmezdim, yemezdim de. Hele ki bir tarifte biber salçası görsem tariften vazgeçerdim. Meğerse hazır satılan salçalar, püreler gerçek salça değilmiş, burda farkettim.  Geçen sene denemek için çok az miktarda yapmıştım, kabuklarını soyup, çekirdeklerini çıkarıp, tam geleneksel metodlarla. Bu sene bizim standartlarımızda oldukça iyi bir miktar yaptım, 20 kg domates, 10 kilo biber. Miktar çok olunca - hoş ben çok diyorum ama burda gülüyorlar bu miktarlara- pratikliği artırma gereği doğdu tabi. Çeşitli sistemler denedikten sonra en pratik olduğuna karar verdiğim yöntemse, domatesleri biberleri iyice yıkayıp birkaç parçaya böldükten sonra tencereye atmak ve yumuşadıkça el blender'ıyla çırpmak oldu. Hem salça suyunu çektikten sonra iyice fokurdayıp evde her yere sıçramasın, hem de mis gibi açık havada odun ateşinde pişsin, ateşin kokusu sinsin diye bahçede ateşi yaktık, odun ateşine özel edindiğimiz dev tencereyi üstüne oturttuk, kaynattık, kaynadıkça çırptık.  Içine dayanıklılığı artırsın ve lezzet versin diye bolca dağ kekiği, 3/4 kase kadar da kaya tuzu ekledik. 3-4 kere çırpmak yetti, ne kabuk ne çekirdek hiçbir şey kalmadı. 3-4 kg civarı salçamız oldu, bizi yaza kadar rahat rahat idare eder. Ama işte artik iyice evcil olan bu orta yaşlı insan salçayla duramadı, 20 kg kadar da domatesi rendeleyip buzluğa attı. Hatta bir ara acaba ben domatesi değil de rendeleyip stoklamayı mı seviyorum diye kendimden şüphe ettim. Eskiden kaynatırdım, 2 yıldır rendeleyip direk buzluğa koyuyorum, yaza kadar sos, çorba, kahvaltılık, yemek her şeyde kullanılıyor hiç de bir şey olmuyor :)
Paket paket domatesler buzluğa...
Salça neredeyse hazır

Jalapeno kıyımı
Geçen sene turşu yapmaya küsmüştük, ama bu sene pazarda turşulukları görünce canımız çekti tabii ki ve yeniden denedik. Kendimizi frenleyip fazla almadık güya ama yaptığımız Jalapeno, kornişon en az bir yıl yeter. Bu sene turşu işini de kıvırdık ya, hemen daha fazlası akılları kurcalamaya başladı. Şimdi bir de Sauerkraut (Özellikle Almanya'da çok tüketilen,sadece kendi suyu ve tuzla yapılan probiyotik beyaz lahana turşusu - bildiğimiz lahana turşusundan farklı olduğu ve kelimenin tam çevirisi olmadığı için orijinal kelimeyi kullandım.) yapalım, turşuları tamamen probiyotiğe çevirelim gibi. Bir şeyi başarınca hemen daha iyisini, daha farklısını, bir adım ötesini yapmaya çalışma refleksi yerleşmiş, sanırım bir tür kalıcı meslek hasarı :) Yapmışsın işte daha ne istiyorsun, otur artık, zorun ne? Zorun ne sorusuna rasyonel bir cevap hala bulamadım, bulurum inşallah bir gün:)


Nar likörü loading...
Geçen kış hazırladığımız likörlerin nerdeyse tamamı bitti. Bu sene vişneyi kaçırdım, o yüzden çeşitlerimiz nar ve kokulu mandalinayla sınırlı olacak. Geçen sene likörleri de  yaparken farklı yöntemler denemiştim, sanki meyvanın önceden alkolde bekletilip şekerinin ve suyunun sonradan eklendiği formül daha iyi bir lezzet sağlamıştı. Bu sebeple 2 kg kadar narı ayıklayıp karanfil, çubuk tarçın ve biraz rende muskatla beraber alkole yatırdım. Bir ay her gün çalkalandıktan sonra şekeri ve suyu eklenecek. Ekşi nar çıkınca da narların suyu sıkılacak ve başka hiçbir şey eklenmeden kaynaya kaynaya nar ekşisi olacak. Aklınızda olsun, bu şekilde yapılan nar ekşisi sıvı oluyor, pekmezimsi kıvam için şeker eklemek gerekiyor. Çok özel bir amacınız yoksa şekere de gerek yok bence, varsın sıvı olsun:) 


Palamutları suya yatırdık
Biz karı koca biraz mezeciyiz, her akşam sadece meze yesek şikayet etmeyiz. Şimdiye kadar balıklı soğuk mezelere pek bulaşmadıysak da bu yıl palamutlar bitmeden lakerda yapalım istedik. Lakerda aslında torikle olur-muş ama bu yıl buralara torik hiç düşmedi. Öğrenmek için sonuçta palamut da olur, neden olmasın? Palamutları takoz kestirdikten sonra omurilik kemiği etrafındaki deliklerden kanları ve siniri iyice temizleyip su ve buz ekleyerek dolaba kaldırmak ve iyice temizlenmesi için suyu her gün değiştirmek kadar basit bir hazırlığı var. 3-4 günde kandan tamamen temizleniyor ve kaya tuzunda 2-3 hafta bekleterek pişirme aşamasına geçiliyor. Bizimkiler henüz pişmedi, güzel olursa seneye devam.




Kompost yığını
Kendi kendine yetebilme mantığı aynı zamanda doğal  atıkları da yeniden doğaya döndürmeyi ve yeniden onlardan faydalanabilmeyi de içeriyor. Ne zamandır aklımda olmasına rağmen sıra kompost yapımına anca geldi. Kompost çok temel olarak doğal atıklardan oluşan bir nevi ev gübresi demek. Özellikle mutfak atıklarını, bahçedeki kuru yaprakları, biçilmiş çimleri değerlendirmek için çok iyi bir yöntem. Ben kompost yığınını tarlaya hazırladım ama kova kullanarak evde de yapabilirsiniz. Şimdilik kurduğum yığın soğuk kompost yığını. Atık oldukça yığına ekliyorum ve üstünü hava alacak şekilde örtüyorum o kadar. Soğuk kompost biraz tembel işi aslında, beklemek dışında bir şey yapmıyorsunuz ama kompostun oluşması 1-2 yılı bulabiliyor. 18-20 günde hazır olan ve sıcak kompost denen ayrı bir yöntem daha var (Berkeley methodu da deniyor) ama onun için gerekli olan kuru materyali hazır edemediğim için sıcak yığını ilkbaharda kurmayı planlıyorum, bilahare bu konudaki öğreni ve deneyimlerimi de yazarım:)


Let's walk
Kendimizi kış yeme içme hazırlığı işlerine verdiysek de, bu aslında bizim – daha doğrusu benim tam, Suat'In yarı mesaisi - mesaimiz. Mesai dışı zamanlarda bahçemizin, çevremizin ve evimizin tadını çıkarmayı ihmal etmiyoruz tabii ki:) Tenha sahilde dolaşmayı, boşalan kumsallarda oynamayı, denizin içinde koşuşturmayı çok seviyor bizim veletler. Hava izin verdikçe biz de atıyoruz kendimizi sahile. Eskiden denize ayağını bile yılda sadece 1 hafta hadi bilemedin on gün sokabilen bizler için bunun ne büyük bir lüks, ne büyük bir mutluluk olduğunu anlatamam.
Soğuklar bastırmadan bahçemizde çamların altında oturmak, köyler arasındaki ormanları, çamların bıçak gibi kesilmesiyle başlayan çınarları, kuruyan yaprakları görmek, yaşamaksa her gün ayrı bir heyecan, ayrı bir mutluluk.  Güzelim Kazdağı'na başka bir açıdan bakmak, denizi bir gün masmavi, bir gün bulutların içinde görmek, hepimizin ruhunu besliyor. Şu ara tek derdimiz hangi köyden geçsek, hangi manzarayı seçsek. Ne diyeyim, en kötü günümüz böyle olsun...

Bazen gökle aynı renktir deniz

Bazen de bağırır mavinin deniz tonunu 

Gün de bir başka batar sonbaharda...

Kayalar Köyü yolu bir ayrı çeker bizi, gerekirse yolu uzatırız.

Dizine kadar kuru yaprağa batmak gibisi var mi?


Gökyüzü de bazen yaz renginde...

Bazen bulutun içinde...

2 yorum:

  1. tam benlik işler :) neyse işe yetişemedik bari biz de yemeye yardıma gelelim -şahin

    YanıtlaSil