31 Ağustos 2018 Cuma

Bir Yazın Daha Sonuna Gelirken...

Yaz bu sene erken gelmişti buralara. Papatyaların sezonu çabuk geçmiş, yeşil kırlar hızla sararmış, bitki örtüsü zamanından önce yazlık dikenlere dönüşmüştü. Meyveler, sebzeler de bu hızdan nasibini almış, mutfaklara 1-2 hafta erken girip  kendilerinden sonra gelenlere aynı şekilde erken devretmişlerdi yerlerini. 

Ekim dikim planını hazırlarken yazın aceleciliğini öngörüp bu hızdan faydalanma şansını kaçırsak da, yükseltilmiş sebze yatakları ve kardeş bitkiler prensipleri sayesinde açığı ürün anlamında kapattık . Aylar süren teorik çalışmanın işe yaradığını görmek, haftalarca verilen emeğin karşılığını gözle görülür, elle tutulur ödüllerle almak kadar tatmin edici şey az bulunur gerçekten. Hızla ürüne yatan salatalıklar, her gün bir önceki günden daha da büyük toplanan kabaklar, sepet sepet domatesler, çıtır çıtır, Aden'in bile yediği biberler...



                     
Ürün o kadar bol ki ne yapacağımızı şaşırdık bir ara. Domatesler tüketim hızımızın çok üstünde verince yaz ortasında rendeleyip buzluğa attık, 3-4 kilo domatesten susuz soğuk domates çorbaları yaptık, kabakları tüketmek için yaratıcılığımızın sınırlarını zorladık. Güveçti, dolmaydı, rendesiydi, ızgarasıydı, kızartmasıydı, sandaldı yetmedi kahvaltılara kabak tabanlı pizza, yufka yerine kabak kullanılan peynirli börek, hatta çocuklara çikolatalı kabaklı kek yaptık (evet bayıla bayıla yediler). Bu seneki öğrenilerimizden ilki de işte bu oldu: kabak. Istiap haddimizi doldurduk sanırım, seneye kabak dikmeyeceğiz:) 




Burda doğal toprak sebze gelişimi için yetersiz olduğu için sebze yataklarımızın içeriğini çok özenerek hazırlamıştık. Verime etkisini her gün ürünleri toplarken sevinerek gözlemledik. Bir başka etkisini ise 3-4 gün bostana uğrayamadığımız bir sürenin sonunda yaşadık. Domateslerin hem bitkileri hem meyveleri fazlaca büyüyüp ağırlaştıkları için yukardaki iplerini koparıp devrilmişler. Bazısı dallarından, bazısı gövdelerinden kırılmış. Patlıcanları yatırmışlar, fesleğenler ezilmekten pestoya dönmüş... Bu manzarayla karşılaştığımda ne kadar hareketsiz durdum,  gözlerim ne kadar dolu kaldı bilmiyorum. Toparlanınca zarar gören yerleri elimden geldiğince budadım, sağlam yerlerden yeniden askıya aldım, patlıcanları düzelttim, içim acıya acıya eve yollandım. Bundan 1-2 hafta sonra ise şiddetli fırtınada ipleri kopan salatalıklar kendilerini ezdi. Onlardan da kurtarabildiğimi toparladım.
Öğrenmenin sonu hiçbir zaman yok, hele ki tersliklerden ders çıkarmayı biliyorsak.  Gelecek yıl özellikle domatesler için daha sağlam malzemeden daha sağlam kafesler yapmayı defterime not ettim. Salatalıktı, fasülyeydi askıya alınacak diğer sebzeler için de sistemi değiştirmek gerekecek. Elbette ki gelecek yıl da aksilikler çıkacak, biz de onlardan öğrenmeye, öğrendiklerimizi uygulamaya devam edeceğiz. 

Bahçeye kuzularımla diktiğimiz fidanlardan şeftali de minnacık boyuna bakmadan meyve verdi bu sene. Toplasan 2-3 kilo etmeyecek o şeftali bize o kadar bereketli geldi ki... Meyve olarak yedik, tatlılara, tartlara koyduk, kendi şeftalimiz diye mi bilmem, tadına kokusuna hayran olduk. Erikleri zaten iki yıldır sadece ağaçlarımızdan yiyorduk, bu sene şeftaliyi de "sadece kendi bahçemizden yenecekler" listesine kattık.




Toprak sebze gelişimi için, daha doğrusu sonradan dikip yetiştirmeye çalıştığımız tüm bitkiler için yetersizse de, kendi özelliklerine uygun bitkilere cömertçe açıyor kollarını. "Beni ıslah etmeye çalışmayın, ben aslında verimliyim ama kendi bitkilerim için verimliyim." dercesine... Böğürtlenler, kuşburnu bu sene coştukça coştu. Nedense böğürtlenin yeri bir ayrıdır bende. Çocukluğumdan beri yollarda, dağlarda karşıma çıksa da toplasam diye umutla bakarım hep...O umudu, heyecanı, sevinci yaşamak için kendi bahçeme inmem yetiyor artık. Dikenlerin bacaklarımı her çizişinde, olgun böğürtlenlerin elimi her boyayışında, henüz olmamışların ekşiliğinin yüzümü her buruşturuşunda aynı duygular  dolup taşıyor içime. Kuşburnu derseniz bizde ne çayına, ne kurusuna, ne reçeline, ne marmeladına talep var, o yüzden  çiçeklerinin güzelliğiyle yetiniyoruz. Arzu eden varsa gelip toplayabilir:)
Bu yıl bir de bahçemizde sumak olduğunu keşfettim. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Hem bir baharatı daha kendimiz yapabileceğimiz için, hem de tarlada kendiliğinden yetişen bir bitkiden daha faydalanabileceğimiz için. Dağdan topladığımız kekikleri ve naneleri kurutup hazırlamıştık, sumak da kurutulacaklar kervanına katıldı böylece. Araştırdığım kadarıyla yapımı baya zahmetliymiş, bakalım inşallah beceririm :)

Sumak, nane ve kekikle beraber, turşu, salça gibi işler saatleri işgal edecek  birkaç güne kadar.  Bir yanda yazın son anları ve artık boşalan sahiller, diğer yanda içimi kıpır kıpır eden sonbahar ve sonbahar hazırlıkları... Neyse ki  seçim yapmak zorunda değiliz, her ikisinin de tadını doya doya çıkaracak kadar zamanımız var:) 



Bahçeden lavantalar...









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder