29 Aralık 2016 Perşembe

Neden olmasin?

Islerimizi birakip bir koye yerlesme kararimizi paylasmaya basladigimizda en cok karsilastigimiz soru "Neden?" oldu. "Neden gidiyorsunuz, neden simdi gidiyorsunuz?"

Neden sorusunu duyunca  aklima hep asagidaki siir gelir:
" Warum warum warum, ist die Banane Krum?
Wenn sie gerade waere, waere sie keine Banane mehr"
Cevirecek olursak - ki boyle cok sacma olacak ama yine de cevirelim:)
" Neden neden neden, muz neden egri?h
Eger duz olsaydi artik muz olmazdi"

Bizim durumumuz da aslinda bu kadar basit. Eger buraya gelemeseydik, biz biz olmayacaktik. 
Burda nefes alabildigimiz, burda yasamaya yasam diyebildigimiz icin geldik. Surekli baska bir hayat ozleyip de ayni hayata devam etmek istemedigimiz icin geldik. Zamanimizi, deger listemizin en basina oturttugumuz ailemizle gecirmek icin geldik. Surekli Cuma gununu beklememek, Pazar aksamlari da huzurlu uyuyabilmek icin geldik. Tuketim dunyasindan kurtulup az da olsa uretmeye baslamak icin geldik. Doganin, topragin, hayatin icinde olmak icin geldik. Kendi hayatimizin yolunu kendimiz cizmek icin geldik.
Aslinda oyle lanet ettigimiz bir hayatimiz da yoktu onceden, elbette ki sikayet ettigimiz yanlari vardi herkes gibi ama; isimizde, gucumuzde gorece iyi bir sekilde yasayabiliyorduk. Kacmadik yani buraya, hayatimizdan nefret ettigimiz icin, bir seylerden kurtulmak icin gelmedik. 
Bir hayal kurmustuk yillar once, o hayalimizin pesinden geldik. Hayallerimizi gerceklestirelim, yenilerine yer acalim diye geldik. Iyi ki de geldik. 

Belki bize oyle geliyor ama kendimizi cennette hissediyoruz burda. Dogaya, agaclara, yesiline, denizine her gun yeniden asik oluyoruz. 

Burdaki hayat tabii ki dert ustu murat ustu degil. Genel algi ve dis gorunus suresiz bir tatil ortami olsa da :) Elbette sonsuz guzelliklerinin yaninda zorluklari, hem de hic alisik olmadigimiz zorluklari var. Her gun bize ne getiriyorsa  onu yasiyoruz. Her zorlugu astigimizda daha da mutlu oluyoruz, ozellikle kendimiz astigimiz, gercek bir seyler ogrendigimiz, kendi emegimizle bir seyi daha duzeltebildigimiz icin... Ve o gun ne zorluk getirirse getirsin,  oturdugumuz yerden gunesin batisini, dolunayi seyredebiliyoruz. Sabah Doran'i operek okula yollayabiliyoruz. Uyandiginda pitir pitir kosup da boynumuza o minicik kollarini dolasin Aden'cik diye evde olabiliyoruz. Ve her ani beraber karsilayabiliyoruz. Iste bunlar tam anlamiyla paha bicilemez. En azindan bizim icin :)

Baska bir yasam, baska bir okul, daha saglikli beslenmek, daha saglikli olmak, daha mutlu olmak, istedigimizi yapmak... Hepsi mumkun. Bizim hayalimiz bir koydu, sizin hayaliniz bir genel mudur koltugu, kendi sirketiniz, super bir fikir bulup servet yapmak, dunyayi gezmek, her sey olabilir. Ya da hayaliniz olmayabilir:) Yeter ki "Evet istiyorum ama..." diye engelleri siralamak yerine nasil yapabilecegimize odaklanalim ve onceliklerimizi, hayattan beklentilerimizi, hayatimizi nasil yasamak istedigimizi, hangi gucluklere gogus gerebilecegimizi iyi belirleyelim... 

Diger sorular mi? 2.lik ve 3.luk tabii ki "cocuklar ne olacak? ve Nasil yasayacaksiniz" sorularina gitti.

Bu sorulari da ayrica cevaplandiririz bir ara :) 

Sevgiyle kalin... 


29 Kasım 2016 Salı

Apfelstrudel

Meyveli tatlıları pek sevmem. Tabi kaymağı, cevizi yerinde kabak ve ayva tatlılarını hariç tutuyorum. Ama öyle armut tatlısıymış, elmalı kurabiyeymiş, elmalıymış hiç aram yoktur.
Bu durumun tek istisnası var, o da iyi yapılmış, ince hamurlu, bol malzemeli ve sıcak vanilya soslu Apfelstrudel. Türkçeye elmalı turta diye çevirmek mümkünse de alışık olduğumuz turtalardan çok farklı olduğu için ben Apfelstrudel diye kullanmaya devam edeceğim.
Bahsettiğim tarzda bir Apfelstrudel ise öyle her yerde bulunmuyor. Tabi Almanya'da, Avusturya'da her yerde Apfelstrudel var, hatta İstanbul’da da son yıllarda tatmışlığım var ama hepsi ayni değil. Benim damağımda tadı kalan, Marienplatz Rischart'ta yediğim Apfelstrudel. Onu da artık ancak kendim yaparsam yiyebilirim diye giriştim tarif arayışlarına.

İlk defa yapacağım her şey için önce nispeten geniş bir araştırma yaparım ki tüm tarifleri karşılaştırıp en bana uygun olanını seçebileyim. Teorik çalışmamı bitirdikten sonra, pazarda tam istediğim gibi bir elma bulunca da pratik çalışmayı da dün aksam  tamamlayabildim nihayet.

Fırından çıkardıktan sonra kesene kadar neredeyse sabırsızlıktan çatladım. İlk lokmayı ağzıma attıktan sonra yaşadığım zafer duygusu, mutluluk ve tatmin ise anlatılamaz. Sanki dünyadaki en önemli isi ben yapmışım gibi :) "Alt tarafı bir tatlı" dediğinizi duyar gibi olmak bir yana ben de defalarca kendime söylediysem de, bu duygunun önüne geçemedim. Sanırım bu da yaşadığım dönüşümün bir yan faydası :)

Merak edenler için malzeme listesi ve tarif aşağıda. Biraz zahmetli ama değiyor. Bir ufak tavsiye, yapmak için en az 3-4 kişilik bir ortam oluşmasını bekleyin. Hele ki dolapta başka tatlılar varsa mutlaka ki bekleyin. Yoksa "o kadar uğraştım bozulmasın" zihniyetiyle günde 5 öğün yemek zorunda kalabilirsiniz benim gibi :)


MALZEMELER

Hamur:

  • Un (150 gr'la başladım ama sonrasında baya ekledim)
  • 250 ml süt
  • 1 yumurta
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı beyaz şarap
  • Biraz tuz
  • Hamuru yağlamak için zeytinyağı


İç malzeme:

  • 800 gr ekşimtırak elma
  • 50 gr badem 
  • 60 gr galeta unu ya da çekilmiş ekmek
  • 100 gr tereyağı
  • 150 gr toz şeker
  • 1 limon
  • 50-60 gr kuş üzümü 
  • Toz tarçın 
  • 1 bardak kadar elma suyu & beyaz şarap (orijinal tarifte Calvados vardı. Calvados bulamadığım için elma suyu ve beyaz şarap kullandım. İsterseniz yerine brendi ya da rom kullanabilirsiniz veya şarabı tamamen çıkarabilirsiniz, ancak ıslaklığı sağlamak için mutlaka bir sıvı kullanın derim).

Vanilya sos:
  • 1 vanilya çubuğu
  • 300 ml süt
  • 200 gr krema
  • 3 yumurta sarısı
  • 80 gr pudra şekeri

YAPILIŞI

  1. Önce hamur için tüm malzemeyi karıştırıp ister elde, ister mikserin hamur yoğurma aparatıyla yoğurun. Başta her yere yapışan oldukça cıvık bir hamur olacak, sakin vazgeçmeyin. Un ilave ederek yoğurmaya devam edin. Artık yapışması iyice azalıp hamurun tamamını elinizde tutabildiğiniz zaman hamuru içine zeytinyağı konmuş bir tabağa alın, üstüne de zeytinyağı sürün ve streç filmle kapatarak en az 2 saat oda sıcaklığında bekletin.
  2. Galeta ununu ve 50 gr toz şekeri, eritilmiş 50 gr tereyağında altın sarısı hal alana kadar kavurun ve soğumaya bırakın. Bademleri de (tıraşlanmış ya da çekilmiş) yağsız kavurun. Elmaları soyup incecik (1-2 mm - ne kadar ince o kadar güzel) ve en fazla 2 cm uzunluğunda doğrayıp büyükçe bir kaseye koyun. Limonun suyunu sıkıp elmaları doğrarken eklerseniz elmalar kararmaz. Ardından kalan 100 gr toz şekeri, kuru üzümü, bademleri, tarçını, elma suyunu ve şarabı kaseye ekleyin, karıştırın ve beklemeye bırakın.
  3. 2 saat dinlenmiş hamuru açmak için büyükçe temiz bir mutfak örtüsünü tezgaha yayın ve hamurun yapışmasını önlemek için üzerine biraz un serpin. Hamuru bu örtünün üzerine koyun. 1-2 kez hafif büyüterek çevirdikten sonra merdane ya da oklavayla her yerinin kalınlığını eşit hale getirin. Bu esnada hamur artık elinize hiç yapışmamalı. daha sonra hamuru neredeyse örtü boyutunda acın. Hamur yumuşak olduğu için elinizle aşağı doğru sarkıtarak ya da merdaneyle açarak yapabilirsiniz. Bu esnada hamur şöyle gözükmeli:

                          


Sağ ve sol kenarlardaki kalın kısımları kesin, böylece düzgün bir dikdörtgen de elde edeceksiniz.
Daha sonra alttan ve üstten biraz boşluk kalacak şekilde, kavurduğunuz galeta ununu hamurun üstüne serpin. Galeta unu elmaların suyunu da çekerek hamurun yırtılmasını önleyecek.

                              

Kasede bekleyen iç malzemeyi de aynı şekilde serpin. Kasede kalan su hamurun üstüne konmayacak, o artık işlevini tamamladı.

                          

Şimdi bence en eğlenceli kısma sıra geliyor. Hamurun sağ ve sol kenarlarını iç malzemenin üstüne kapadıktan sonra, örtüyle beraber hamuru aşağıdan yukarıya yuvarlayın ve bir rulo elde edin.

                                     
Yine örtünün yardımıyla ruloyu, yani Strudel'i tepsiye alın, üstüne kalan 50 gr eritilmiş tereyağını sürün ve önceden ısıtılmış 200 derece fırında alttan 2. rafa koyarak 25 dk. pişirin (fırından fırına isi dağılımı değişebileceği için bu sürede de ufak oynamalar olabilir, 20. dk'dan sonra kontrol etmekte fayda var).

4. Vanilya sosu için vanilya çubuğunu çizerek içindeki vanilyayı bir tencereye alin. Çubuğun kendisini de koyun. Sütü ve kremayı ilave edip kaynatın. Bu esnada 3 yumurtanın sarısını ve pudra şekerini kremamsı bir hal alana kadar çırpın. Vanilya ve süt karışımını yavaşça ilave ederek çırpmaya devam edin. Tabi bunu yaparken çubuğu çıkarmayı unutmayın. Sosun Strudel pişene kadar sıcak kalmasını, bain-marie (ben-mari) yöntemiyle sağlayabilirsiniz.

5. Strudel pişince 15-20 dk. soğumaya bırakın, sonra kesip vanilya sosunuzla servis edebilirsiniz. Arzu ederseniz üstüne pudra şekeri de serpebilirsiniz. Afiyet olsun :)




16 Kasım 2016 Çarşamba

Fidanlar Ağaca Dönmeli Yurdumda



Cennetin tam içinde yaşamak ayrı bir konu, orada nasıl yasadığınız ayrı bir konu. Buraya gelirken amacımız sadece evimizi taşımak değil, hayatımızı tümden değiştirmekti. Alışkanlıkların ve büyük şehrin bize biz farkına bile varmadan dayattığı tüketim hayati yerine daha basit bir hayat özleyerek geldik. İstanbul’da çocuklarımıza sağlıklı bir şeyler yedirelim derdiyle bir şeye benzemeyen domateslere 10 lira vermektense kendi sebzemizi meyvemizi yetiştiririz, toprakla doğayla iç içe oluruz, hem yediğimizi biliriz, hem de en güzelini yeriz dedik.

Eylül sonu gibi toprağı sürdürmüştük, bu hafta da şeytanın bacağını kırıp ilk meyve fidanlarımızı diktik sonunda 🙏 👊  (takriben 2-3 yıl sonra ilk meyveler gelecek inşallah ama olsun, başlamak bitirmenin yarısıdır). İlk sebzeler de inşallah ilkbaharda topraktaki yerlerini alacaklar. Bahçede çalışmanın, elle tutulur, gözle görülür bir iş yapmanın verdiği haz elbette ki çok fazla. Ama en çok eğlenen ve keyif alanlar da bizim kuzulardı kabul etmek lazım. 👫

İsler 2 çocuk ve kedi & köpeklerle normalden daha fazla zaman alıyor tabi. Fidan için çukur kazıyorsun, arkanı dönüp fidanı alana kadar Aden içine  girip ayaklarını gömmeye başlıyor. Kovayla fidana su taşırken Hektor bunu oyun sanıp kovayı döküyor, bir daha dolduruyorsun gidene kadar yarısını içiyor. Doran her 20 saniyede bir "ben de kazmayla kazmak istiyorum" diyor. Tam kazmayı sallayacaksın çocuklar kazmanın altında bitiveriyor. Bıkmadan usanmadan "biraz uzağa gidin de yanlışlıkla çarpmayalım" diyorsun ama bunu dakika başı söylüyorsun.




Olsun, varsın uzun sürsün. Sonuçta onlar iyi olsun, mutlu olsun, asıl amaç bu değil mi? Çocuk gülümsemesinden daha güzel bir şey var mi hayatta? Onlar mutlu biz mutlu... Fidanların hepsini de makul bir sürede dikmeyi başardık. Tabi özellikle Suat çok yoruldu.  Bedenlerimiz ruh ve beyin kadar çabuk alışmıyor haliyle. Tarlada bahçede çalışa çalışa bedenleri de yola sokacağız ama :)

Tabi toprak, su, çamur derken bir baktık Aden çizmeleri de atmış, her yerini çamura bulamış. Bir de ayağında sadece çorap Doran’ı kovalarken çamurlu parmağını Doran'a değdirmeseydi iyiydi (Doran sterildir, gelmez öyle çamurlanmaya falan). O çamurla oyalanırken biz de işimizi hızla bitirebildik :) Tabi bahçe işinin bitmesi işin bitmesi anlamına gelmiyor. Aden'in üstünden öbek öbek çamur aktığı için kıyafetler bahçede hortumla arınmaya, Aden de hemen banyoya transfer oldu. 

Şu anda bize dünyanın en önemli aktivitesi gibi gelen bu işler gün gelip o kadar rutinleşecek ki bu konuda yazı yazdığımıza bile şaşıracağız, hedefimiz bu en azından.  O zamana kadar ektiğimiz bir tohumun bile hikayesini okumaya hazır olun :) 🙋













7 Kasım 2016 Pazartesi

Başlarken...

Biraz analitik kişiliğim, biraz mükemmeliyetçi yapım, biraz giriş - gelişme - sonuç eksenine adanan yıllarım sebebiyle yazmaya nereden başlasam, nasıl başlasam diye düşünmedeydim nicedir. Baktım ki bu düşünmenin ne sonuca bir faydası var, ne de başlangıca.

Ben en iyisi başlayayım, değer bulduğum gelişmeleri yazayım dedim. Giriş nasılsa zaman içinde anlaşılır, sonuca da elbet bir gün hep beraber varırız :)

Bugün 7 Kasım olmasına rağmen kısa kollularla dolaştığımız, meyve fidanlarımızı aldığımız ve en küçük bebemiz Olivas'a kavuştuğumuz gün. Daha iyi bir açılış günü olur mu? (bir sonraki yazının konusu da bu vesileyle fidanlar ya da Olivas olacak gibi sanki)