18 Aralık 2018 Salı

Kentten Köye Göçüş 102: Nasıl Geçiniyoruz?

Kentten köye göçüş yolculuğumuzun öğrenilerini toparlamayı hedeflediğim üçlemenin ikinci ve muhtemelen en çok merak edilen bölümüne nihayet sıra geldi:) Ne yiyor, ne içiyor, nasıl geçiniyoruz? Başlamadan tekrar hatırlatayım, hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da tek ve mutlak bir doğru yok. Burda paylaşacaklarım da sadece kendi deneyimimiz, kendi öğrenimimiz.  Yolculuğumuzun hazırlık aşamalarını paylaştığım ilk yazıda yaptığım gibi, konuyla ilintili daha önceki paylaşımlarımı da linkledim. Kırmızı ve bold yerler, isterseniz detay için onlara da göz atabilirsiniz :)

Bir dağ köyünde olabildiğince kendi kendinize yetecek bir şekilde yaşıyorsanız, hayatınızı idame ettirmek için ihtiyaç duyduğunuz maddi kaynak da büyük şehirlerdekine oranla oldukça az oluyor. Biraz olsun gözünüzün önüne getirebilmek için ufak bir egzersiz yapalım: Şu andaki ortalama aylık harcamanızı düşünün...
Birinci aşamada ev kirasını, aidatları, mortgage taksitlerini, çocuğunuz varsa okul taksitlerini, servis ücretlerini, gidiyorsa kurs ve doğada zaman geçirsin diye yapılan aktivite maliyetlerini, bakıcı/yardımcı maaşlarını, temizlik, yemek, bahçe işlerine yardımcı olanların ücretlerini, otopark, vale, taksi masraflarını, spor salonu aidatları, kuaför, kozmetik, spa-masaj gibi bakım harcamalarını ve yüksek maliyetli tatilleri toplam harcamanızdan düşün. 
Ikinci aşamada kıyafet, ayakkabı, çanta, kişisel aksesuar, değerli takı, büyük küçük ev eşyaları, ev aksesuarları, mutfak eşyaları, eskisi kullanılır durumda olduğu halde daha yenisine sahip olmak ya da zevkiniz değiştiği için yenilediğiniz telefon, tablet, bilgisayar, diğer elektronik eşya, TV, beyaz eşya, mobilyayı, dışarda yenen yemekleri, bar, club, eğlence, kültür harcamalarını düşün.
Üçüncü aşamada ise hadi oturup bir kahve içelim'lik küçük harcamaları, aklınızda bir şey olmasa bile önünden geçerken gördüğünüz için aldıklarınızı, taze ve kaliteli gıda tüketebilmek için organik üreticilere ödediklerinizi düşün.
Tebrikler😀👏 bir dağ köyünde yaşamak için gerekli harcama listesine ulaştınız: Iletişim, yakıt, toplu taşıma, eğer kendiniz üretmiyorsanız elektrik, su gibi sabit maliyetler ve de yine kendi üretiminiz dışında kalan gıda.

Kekikler dağdan, sumaklar naneler bahçeden...
Kırdan toplanmış gerçek kır çicekleri

Fiyatları da Istanbul'daki gibi düşünmeyin sakın. Buralarda hayat büyük şehirlere göre çok ucuz. Sebzenin meyvenin tazeliği zaten kıyas kabul etmez de, fiyatları da pek karşılaştırılmıyor. Bu yazı için Doran ek gıdaya geçtiğinde  düzgün bir şeyler yesin diye sebze-meyveyi getirttiğimiz üreticinin fiyatlarına baktım, 1 kg lahana 6 TL olmuş. Burda 6-7 kg'lık lahanayı 5 TLye alabilirsiniz. Mandalina orda 8 TL, burda 1. Elma orda 8,5 TL, burda 2,5. Tek tek her şeyi yazmayacağım; ama diyeceğim o ki, Starbucks'a bir gidişte harcadığınız miktarla burda bir haftalık pazar alışverişinizi yapabilirsiniz. Sadece sebze -meyve değil elbette. Steakhouse'larda 1 porsiyon bonfilenin fiyatıyla burdan istediğiniz etin en pamuğundan en az 1 kilo alırsınız. Peynir, zeytin, zeytinyağı deseniz, en alası, şu anda bu ürünler için harcadığınızın yarısı kadardır muhtemelen. Bir cafede oturup bir şeyler atıştırmak isteseniz, Istanbul'da bir fincan çay fiyatına el açması gözlemeli kahvaltı edersiniz. Büyük cafelerde çay ne kadar oldu bilmiyorum; burda ise bir büyük çay denize uzak yerlerde 1,5-2; deniz kenarı yerlerde 2,5-3 TL. Ha serviste çayın yanında çookie ya da minik çicekler yok tabii:) Günlük hayatınızda sürekli maruz kaldığınız bir tüketim ortamı, gittiğiniz her yerde mağaza, AVM, lüks restaurant, cafe vb zaten yok. Arada sırada çoluk çocuk sinema kültüründen uzak kalmasın diye Edremit'e sinemaya gittiğimizde 3 kişi biletiyle mısırıyla, frigosuyla, suyuyla, sodasıyla harcadığımız toplam miktar sanıyorum Istanbul'daki bir tam bilet kadar. Tatil deseniz denizin, ormanın, dağın en güzeli bu coğrafyada. Evler hem kışlık, hem yazlık, hem dağ evi, hem köy evi. Bahçelere çadır kurup kamp da yapılır, tarlada bostanda çalışıp ekolojik tatil de.


Orman serbest, ücretli aktivitelere gerek yok hiç
Bahçemden... Çadır da kurarız, kamp da yaparız. 

Dağ köyü tatili mode on

Sahillerimizi yaz kış sevdiğimiz doğrudur

Her ne kadar artık ücret karşılığı olan bir iş yapmasam da, eskiden kazandığım parayla satın aldığım ürün ve hizmetleri üreterek geçiriyorum günlerimi. Hem evimizin, hem bahçemizin tüm işlerini kendimiz yapıyoruz  (bahçe işlerine tek yazı linkledim; ama blogun yarısı zaten bu konudan bahsediyor - ve evet hepsini kendimiz yapıyoruz, dışardan herhangi bir hizmet satın almadan:)) Kışları ekip biçmesek de, yaz aylarında meyve sebze ihtiyacımızı  sadece bahçemizden, bostanımızdan karşılıyoruz. Salça, turşu, erişte, sirke, mantı, makarna, bira, şarap (yasal sınırlar çerçevesinde), ekmek, canımızın istediği her türlü yiyecek, ya bostandan itibaren, ya mutfaktan itibaren hep kendi üretimimiz (bu arada mutfağımızda ne var merak ederseniz, Instagram'da @mutfaktanevarsa hesabını takip edebilirsiniz:).  Evimizin süsleri, hediyelerimiz, yılbaşı, doğumgünü neşelerimiz hep kendi üretimimiz. Mutfak artıklarımız ya bostana gübre olacak komposta gidiyor, ya temizlik sirkesi oluyor, ya da yine bahçede bostanda sıvı gübre, doğal pestisit ve insektisit olarak kullanılacak enzim oluyor. Saçlar mı beyazladı, kınayı, yazdan toplayıp kuruttuğumuz  papatyalarla işleyip sürüveriyorum, yeni boyanmış gibi oluyor. Fizik yoğun tüm bu işlere rağmen sıfır stres, bol huzurla yaşadığımız için kaçıp kurtulmalı bir tatil ihtiyacımız olmuyor eskisi gibi. Çünkü bizim her günümüz bir yandan tatil, bol nefesli, bol eğlenceli. Günlerimi geçirdiğim en önemli, en değerli iş ise elbette çocuklarım.


Maliyetsiz yılbaşı süslemesi
Minik ellerin hazırladığı emek yoğun hediyeler...

Temizlik sirkesi besleyen minnağım

Şimdiye kadar gıda dışı masraf kalemlerimiz, yeni tahta kaşık, salça kavanozu, bahçe çatalı, çapa, el arabası gibi üretime dönük yatırımlar, mevsimlik çiçek gibi bütün bir sezon ruhumuzu besleyen güzellikler, pasta spatulası gibi ufak şımarıklıklar ve çocukların ihtiyaçları oldu hep. Yıllar içinde o kadar çok kıyafet almışız ki örneğin, bedenim değişmezse ömür boyu başka kıyafete ihtiyaç duymam. Ev ve mutfak eşyası da o kadar çok ki bir yenisini almanın ne bir rasyoneli, ne bir anlamı var. Bazen evde olmayan bir şeye ihtiyaç duyarsak, satın almak yerine elimizdekileri kullanarak kendimiz yapıyoruz. Kızımın doğum gününde pastasını her zamanki gibi tabağa koymak yerine, pasta standı kullanmak istedim örneğin. Biraz araştırdım, fiyatları görünce almaktan vazgeçtim. Bahçedeki odunlardan sevgilim kesti, ben zımparaladım, cilaladım. Kendim yaptım diye gereğinden fazla beğenmiş olabilirim, ama bence gayet de güzel oldu. Ha o stand olmasaydı da bir şey olmazdı, ama madem yapabiliyorum, neden yapmayayım :)

Ev yapımı pinata... Tamamen minik eller yaptı...
Pasta standım kalp ben (pastayı da ben yaptım tabii ki :))


Tüm bunlar, burdaki hayat koşullarına ilişkin  bir resim oluşturmaya yetmiştir umarım. Özetle burada en az düzeyde tüketim var ve hayat da büyük şehirlere oranla çok ucuz. Dolayısıyla ihtiyacınız olan nakit girdisi de çok daha az. Eğer ki bir zanaat sahibiyseniz, mesleğinizi her yerde yapabilecek durumdaysanız zaten çok şanslısınız. Ek olarak işiniz "taşınabilir"se, her daim home office çalışmaya elverişliyse, geliriniz eskisine göre çok daha az bile olsa çok konforlu bir şekilde yaşayabilirsiniz. Şimdiye kadar sadece kurumsalda çalıştıysanız  freelance online danışmanlık, çeviri yapabilirsiniz. Teknolojinin imkanlarını kullanarak uzaktan ya da evde 1-1 özel ders verebilirsiniz. Varsa hobileriniz konusunda uzmanlaşabilir, takı, seramik, mum, sabun,  örgü, dantel, aksesuar, yerel gıda ürünleri hazırlayıp satabilirsiniz. Ticarete yatırım yapmak isterseniz esnaflık yapabilir, cafe, restaurant, butik otel, pansiyon işletebilirsiniz. Köyde değil de kasaba ya da ilçedeyseniz var olan işletmelerde garsonluk, tezgahtarlık gibi maaşlı işlerde çalışabilirsiniz. Bu işlerle değil de doğayla, toprakla ilgilenmek isterseniz çiftçilik  yapabilirsiniz, ürettiklerinizi toptan satabilir ya da doğal ürünler üretip & yapıp e-ticaret yöntemiyle büyük şehirlerdeki son tüketiciye pazarlayabilirsiniz. Bir kamyon alıp yük taşıyabilirsiniz, tarlalarda günlük işlere gidebilirsiniz. Ne yapacağınız ve ne yoğunlukta yapacağınız, bu işten gelir, kişisel tatmin ve kariyer beklentinize ve işe ne kadar zaman ayırmak istediğinize bağlı. Unutmayın ki ihtiyacınız olan gelir sadece üretiminiz dışında kalan yakıt, elektrik, gıda... Sonrası tamamen sizin kendiniz için seçtiğiniz hayat kompozisyonuna bağlı...

Bıçağın sapı sevdiceğimin eseri
Sirke zamanı - Isterseniz fazla üretip satabilirsiniz
Turşuculuk... Hem de probiotik...

Biz bu yola çıkarken  ürün ve hizmet olarak eski tüketim alışkanlıklarımızı tamamen bırakmayı, bizi bir anlamda nefessiz bırakan düzenin dışına çıkmayı, ürettiğimizin ötesinde tüketmemeyi hedefledik. Gerçek ihtiyacımız dışında, belki komik gelecek ama, bir buzdolabı poşeti bile almamayı göze aldık. İhtiyaç duyacağımız az bir gelire ise çiftçilik yaparak ulaşmayı hedefledik. Seçtiğimiz alan uzun yıllar sonra gelir getirmeye başlayan bir alan olduğu için henüz çiftçilikten kazanç elde edemiyoruz, ancak sevgilimin işini taşıyabilmesi ve home office çalışabilmesi sonucunda bu gecikmeyi tolere edebiliyoruz.

Kendimizi kendine yetecek kadar üretme ve sadece ürettiğini tüketme yolculuğunun başında sayıyorum, onu da söyleyeyim. Çok gelişme gösterdik; ama gidilecek de çok yol var. Bir yandan işin güzelliği de burda zaten... Öğrenmenin, doğaya rağmen değil, doğayla birlikte yaşamanın yeniliklerinin, tüketimi azaltmanın sonu yok. 

11 Aralık 2018 Salı

Kentten Köye Göçüş 101: Hazırlık

Son zamanlarda "Nasıl yaptınız, nasıl başardınız, biz de düşünüyoruz neler tavsiye edersiniz?" diye çok fazla soruyla karşılaşmaya başladım. Soruları dilim döndüğünce yanıtlamaya çalışırken geçmişe gittim ben de... Bu hayali kurmaya başladığımız günleri, evimizin inşaatı başladığında duyduğumuz mutluluğu, taşınırkenki heyecanımızı an an yeniden yaşadım. Şaka maka 2,5 seneyi geçmişiz yuvamızda. Sondan bakarsak kısa, baştan bakarsak uzun bir zaman. "Keşke baştan bilseydik, bazı şeyleri farklı yapardık." dediğimiz çok fazla şey öğrenmişiz yaşayarak, bazısı mutlak doğru, bazısı göreceli elbette. Hala da her gün öğrenmeye devam ediyoruz, sıkılmadan, mutlulukla, aynı heyecanla. Tüm bunları hatırlayınca yolculuğumuzun öğrenilerinden bahsetmek istedim. Her hayat, her hayal, her insan, her yolculuk farklı olduğu için tavsiye veremem ama belki bizim yolculuğumuz aklınızdaki bazı soru işaretlerini gidermeye yarar:) Başlamadan hatırlatayım, bold ve kırmızı olan yerlerde, konuyla ilintili olan daha önceki yazılarım linkli, detay isterseniz onlara da göz atabilirsiniz:) 

En önemli etken ve yer seçimi:
Büyük şehir yaşantısını, işlerimizi, kariyerlerimizi bırakıp neden bir dağ köyüne yerleştiğimizi bu blog'un ilk zamanlarında yazmıştım. Bu hayali gerçek kılan en önemli faktör, sevgilimin de, benim de aynı hayali, aynı tutkuyla paylaşmamız ve sihirli bir şekilde olmasını beklemek yerine gerçekleştirmek için çalışmamızdı sanırım.  Bizim için bu hayalin hazırlık aşaması ise oldukça uzun sürdü. Nasıl yaşamak istediğimizi biliyorduk; ama yerini ve pratiğini zaman içinde keşfettik. Internetteki ilanlar o zamanlar hem çok kısıtlı olduğu, hem de çevreyle ilgili fazla bir ipucu vermediği için hafta sonlarında, tatillerde aklımızdaki yerleri gezdik, araştırdık. Zaman içinde aday coğrafya iyice ufalınca,  köy köy dolaşıp kahvelere satılık yer sorduk. Şimdi oturduğumuz yeri gördüğümüzde buraya aşık olduk... Hayatımızın sonuna kadar aynı noktada  sadece nefes almanın bile bizi mutlu edeceğini daha o an anladığımı düşünüyorum hep. İnsan her gün aynı manzaraya bakıp her gün farklı bir mutluluk duyar mı? Duyuyormuş... O zamanlar hiç düşünmediğimiz ancak taşındıktan sonra ne kadar önemli olduğunu anladığımız bir nokta da köyün yeri. Biz hem ana yola, hem ilçeye, hem sahile,  hem ormana, hem Çanakkale'ye hem Edremit'e çok yakınız. Bu, çocukların okula gidiş ve gelişleri, doktor, alışveriş, aktivite, sosyallik anlamında inanılmaz bir avantaj sağlıyor.

Biz bu manzaraya aşık olduk sanırım

Oturduğumuz yerden gün batımı

Güneşte de güzel, siste de, bulutta da

Artık hemen her emlakçının tüm ilanları internette bulunuyor ve en azından buralardaki tüm satılık yerler de emlakçıda. O yüzden masa başından işin çoğunu halletmek mümkün. Kısa listeye aldığınız yerleri görmeye geldiğinizde de zamanı verimli kullanmak ve sübjektif fiyatlandırmalardan korunmak adına mutlaka bir emlakçıyla dolaşmakta fayda var. Eğer bizim gibi  ekip biçme hayaliyle tarlanın içinde oturmak ve sıfırdan bir ev yapmak istiyorsanız, almadan önce sit alanı olup olmadığını,  imar durumunu,  kaç m2 inşaata izin verildiğini kontrol ettirmeyi atlamayın. Köyün merkezi dışında kalan yerler için muhtar izni yeterli değil, mutlaka İl Özel İdare'den izin alınması ve öncesinde de bu araştırmanın yapılması lazım. Her şey yolundaysa da izinleri takiben inşaata başlayabilirsiniz.

Ev ama nasıl?
Yeri seçtikten sonra, bizim hazırlık safhamızın en uzun bölümüne girdik. Başımızı sokacak bir dam :)  Ilk başlarda "prefabrik küçük bir ev yaparız, bize yeter"le başlayıp, ahşap eve, ordan "insan gücünü ayarlarsak beton ev de olabilir aslında"ya, en sonunda ise "hayallerimizi bütçeyle  sınırlamayalım,  hayatımızı 7x24 içinde geçireceğiz" düşüncesiyle taş eve evrildi damımız. Evrildikçe bütçesi arttı, bütçesi arttıkça bitmesi gecikti.  Ama iyi ki de böyle oldu, evin kendisini bile o kadar çok seviyoruz ki, bunca zamandır oturmamıza rağmen hala boş duvarlarına bakmak bile bize yetiyor, sanki dünyanın en güzel mimari eseri...

Köy evimiz 💜💚💙

Sıfırdan ev yaptırmak hele ki küçük yerde  çok çok çok zor, önce onu söyleyeyim. Bir de bizim gibi uzaktaysanız, başında durma imkanınız yoksa mutlaka güvenebileceğiniz birilerine ihtiyacınız var. Dünyanın en şanslı ailesi biz olmalıyız ki, izinlerden projeye, kaba inşaattan detaylara her şeyle ilgilenen, hayalimizi kendi hayaliymiş gibi heyecanla paylaşan, ev kendi eviymiş gibi tüm süreci sahiplenen birisiyle karşılaştık. Ömer Bey bu yazıyı okur musunuz bilmiyorum; ama okursanız her gün sizi sevgiyle andığımızı bilin istedim:) Evimiz bir yandan yapıla dursun, tahtaların rengine, yer karolarına, kapı pencere kollarına, mutfağa vb karar vermek için gezmediğimiz fuar, yapı market, nalbur, seramikçi, renklerini karşılaştırmadığımız boya markası kalmadı. O aralar cilanın  tonu bile sadece bir renk değil, dünyanın en en önemli, en heyecanlı konusu bizim için. Çünkü hayalimize uzanan yola elimizle koyduğumuz bir basamak, en az hayalin kendisi kadar güzel. Şimdi yazarken bile yüzümde bir gülümseme belirdi yine :)

Elektrik, su, ısınma
Evin kendisiyle beraber elektrik, su ve ısınma konuları da oldukça mesai harcadığımız konular oldu. Elektrik için güneş enerjisini araştırdık önce. Teoride çok mantıklı olsa da,  sürekli bir enerji için güneşsizliğe  üst üste en fazla 3-4 gün tahammülü var sistemin.  Burda da sonbahar ve kış aylarında üst üste bulutlu ve yağmurlu gün sayısı çok. 2 küçük çocukla enerjisiz kalma riskine girmek istemediğimiz için şebeke elektriğine karar verdik. Bu defa da dağ başında olduğumuz için yakınlarda elektrik çekilebilecek uygun bir trafo  olmaması sorunu karşımıza çıktı, trafo ve trafo direği satın almak durumunda kaldık. Güneş enerjisinin kurulum maliyeti trafo ve direğe rağmen diğerinden daha yüksekti ama birkaç yıl içinde kendini amorti ederdi, eğer ki bizim konumumuza uygun olsaydı tabii.

Bahçesinde trafoyla yaşayanlar...
Isınma, kombiyi açmak kadar kolay olmasa da alternatifleriniz fazla en azından. İklim, evinizin büyüklüğü, oda sayısı, sevdiğiniz ortam sıcaklığı, bütçeniz gibi faktörleri göz önüne alarak soba kurabilirsiniz, kalorifer için ısı pompası, katı yakıt kazanı, şömineyle ısınan sistem tercih edebilirsiniz, ya da ısı pompası ve yerden ısıtma yaptırabilirsiniz. En konforlu sistem kuşkusuz, eğer Ege veya daha sıcak bir yerde yaşamıyorsanız yüksek ihtimal ilk defa duyacağınız ısı pompası.  Havadan ya da topraktan aldığı ısıyı kalorifere ya da yerden ısıtmaya elektrik enerjisi yardımıyla taşıyan bu sistem,  Kuzey Ege'den güneye indikçe yaygın olarak kullanılıyor. Ancak buralardaki minimum hava sıcaklığı  havadan çalışan sistem için yetersiz. Topraktan çalışan sistem bu sorunu çözse de, o sistemin fizibilitesini düzgün bir şekilde yapıp sistemi kuracak güvenilir bir firma bulamadık (hala arıyoruz, hala bulamadık). Kurulum maliyeti de oldukça yüksek olduğu için risk almaktansa konforumuzu biraz bozarız diyerek katı yakıt kazanı kurduk. Biraz iş gerektiriyor ama en azından evimiz en soğuk günlerde bile sıcacık :)  Şömineyi ise herhangi bir sisteme bağlamadık,  karşısında keyif yapıyoruz daha ziyade:)

Kazan yakma


Şömine hazırlığı


Mis

Su, hiç beklemediğimiz bir şekilde taşındıktan sonra bizi en çok uğraştıran konu oldu diyebilirim :) Neyse ki çabuk hallettik:) Su için yine iki alternatif var; şebeke suyu ve sondaj suyu. Şebeke suyu kullanacaksanız sık kesintilerle uğraşmamak için bir depo edinin mutlaka. Sondaj yapacaksanız öncesinde izinlerin alınması gerekiyor. Dalgıç pompasıyla su bir depoya basılıyor ve depodan da evinize geliyor. Eğer depo ve ev arasında yeterli yükseklik farkı yoksa mutlaka ilk günden bir hidrofor edinin ki su basıncı düzgün olsun. Bir de dalgıç pompanıza iyi bakın, elektrik bağlantısı doğru olsun, su yokken boşa çalışmasın. Yoksa çok çabuk bozuluyorlar ve biraz maliyetliler:( Sondaj suyunu tahlil ettirip kullanım alanını tahlil sonuçlarına göre belirlemenizde fayda var. Her iki sistemde de, var olan tüm borularınızı, hidroforunuzu vb kışın donmalara karşı korumanız lazım.  

Maliyet
Yeri gelmişken yine çok gelen bir soruya yanıt vereyim. Maalesef bu işin, evin, arazinin, sistemlerin belli bir bütçesi yok, daha doğrusu sizin bütçeniz neyse, bu işinki de o. Köy içinden bir ev alırsanız maliyeti farklı olur, yeni yaparsanız farklı. Ev olarak 40-50 m2 konteyner koyarsanız farklı olur, villa  yaptırırsanız farklı. Deniz görmeyen ağaçsız küçük bir arazi alırsanız farklı olur, 10 kat maliyetle daha iyi bir yer alırsanız farklı. Mutfaktı banyoydu kazandı ısıtmaydı en basit ve hesaplı malzemeden de olabilir, lüks de. O yüzden bütçenizi belirlerken sizin istekleriniz, imkanlarınız, planlamanız ve zamanlamanızı dahil ederek araştırma yapmakta fayda var. Bir de ne kadar paylı hesaplarsanız hesaplayın, mutlaka ekstra maliyetler çıkıyor:) 

Maliyet demişken de nasıl geçineceksiniz kısmına geçis yapacaktım ancak bu yazı biraz uzadığı için onu ikinci yazıya bırakıyorum. Taşınma sonrasına ilişkin sorular ise herhalde ancak 3.yazıda olur. Kentten köye göçüş üçlemesi :) Burdaki konularla ilgili başka sorularınız olursa, ya da gelecek 2 yazıda bahsedilse iyi olur dediğiniz konular varsa yorumlara yazın lütfen:)