25 Şubat 2019 Pazartesi

Kentten Köye Göçüş 201: Börtü, Böcek, vesaire...


Kentten köye göçüş yolculuğumuzun toplu öğrenileri serimizde sıra 3. ve son yazımızda... Bu fikrin kalbimize düşmesinden itibaren taşınana kadar karşılaştıklarımızı burada, dağ köyünde nasıl geçindiğimizle ilgili yazımı ise burada bulabilirsiniz. Bu yazıda da, şimdiye kadar en sık karşılaştığım diğer soruları yanıtlamayı umuyorumJ Börtü, böcek, vesaireyle nasıl baş ediyoruz JJ


Güzel birkaç fotoğrafla başlayalım :)



Doğanın içinde bir hayat düşlediğiniz zaman, gözünüzün önüne gelen manzara güzel bir orman, yemyeşil kırlar, kayaların arasından süzülen bir dere, ördeklerin suyun ve güneşin tadını çıkardığı bir göl, bahçesinde tavukların koşuşturduğu bir köy evi, sabahları kümesten yumurtaları alıp bahçede neşeli bir telaşla kahvaltı hazırlayan ailesine yetiştiren tatlı çocuklar, geceleri alabildiğine parlayan yıldızlar mı  oluyor? Temel olarak haklısınız, zaten işte bu anları yaşamak, çoğaltmak, doya doya tadını çıkarmak için doğaya dönüyoruz.   Ancak gerçekteki manzara fotoğrafı bu saydıklarımla sınırlı değil. Bir yan karede siz daha doğaya dönmeden önce orda oturan böcekler, sürüngenler, insan geldiyse yiyecek de gelmiştir diye tetikte bekleyen sevimli tarla fareleri, gözüne tavuklarınızı kestirmiş bir şahin ya da doğan, bahçede kahvaltı etmenizi zorlaştırmak için bekleyen arılar, akşam sizi içeri kaçırmaktan keyif alan sivrisinekler, geceleri romantik bir şekilde yıldızları izlerken gözünüzün önünden hızla geçen yarasalar, daldan dala atlarkenki sevimliliklerini evin içine ya da çatıya yerleştiklerinde sürdürmeyen sincaplar, masallarda önyargıyla kınandıkları için belki de sürekli pike yaparak dolaşan ağustos böcekleri, parmak arası terliklerinizle kırda koşarken ayacıklarınıza yapışmak için bekleyen keneler, tarlanızda ekilenleri ve lezzetli mantarları talan etmek için karanlığın basmasını bekleyen yaban domuzları, sansarlar, gelincikler var. Ve haliyle evlerinin yeni sakinlerini, yani sizi bekliyorlarJ

Keyifli doğa manzarası kabusa dönmediyse ve hala şükrederek plazadaki ofisinize koşmadıysanız devam ediyorum J

Amacınızın doğaya rağmen değil de, doğayla beraber yaşamak olduğunu içselleştirdiğiniz zaman rakipmiş gibi duran bu iki fotoğraf karesi de birbirinin içine giriveriyor.  Elbette ki yılanlarla sarmaş dolaş olmaya, sivrisineklere tüm kanımızı açmaya gerek yok. Ancak ufak 1-2 önlemle kendi rahatsızlıklarımızı önlemek ve onların da  kendi dünyalarında yaşamalarını sağlamak mümkün. Şimdi bunu böyle söylüyorum diye beni öyle börtü böcekle barışık bir insan sanmayın sakın. Buraya taşınana kadar kara sinek görmeye bile tahammül edemezdim. Çoğu yaz tatilinde arılar yüzünden kahvaltımı yarım bırakıp resmen kaçmışlığım vardır. Kertenkelenin, farenin, yılanın, çıyanın adından bile ödüm kopar. Ya da kopardı...
Tom halletmiş, bize fotoğrafını çekmek düştü

Yürüyüşte karşılaştık, biz kendi yolumuza devam ettik, o kendi yoluna gitti

Bir hayatı ne kadar çok istiyorsanız, beraberinde getirdiği zorlukları da aynı derecede güçlü hem de zorlanmadan karşılayabiliyorsunuz sanırım. Yukarda saydıklarımın hepsini, bazısını hafif ama bazısını da travmatik şekilde yaşadık. Kendi adıma en travmatik aynı zamanda da en gurur duyduğum deneyimim, ben uyurken alnımdan geçen minik bir tarla faresini elimle fırlatmaktı. Kalbim o esnada gerçekten vücudumdan fırlayacak kadar çarptıysa da, büyük bir metanetle ne bir çığlık attım, ne de bir ses çıkardım. Bir süre yatarken ışığı açık bıraktım sadece. Sanırım eskiden olsa anında o evden taşınır, hatta ilçe bile değiştirirdim.

Bir musibet bin nasihatten iyiymiş gerçekten de, o zamana kadar düşünsek de fazla üstünde durmadığımız ya da ötelediğimiz önlemleri hızlıca uygulamaya koymaya başladık vesileyle. Salon dışında bir şey yememek, açıkta yiyecek bırakmamak, dökülen kırıntıları anında süpürmek gibi kurallar; periyodik ilaç yapımı, fare istasyonları, bizim duyma frekansımız dışında bir ses çıkararak fare, yılan vb’nin uzak durmasını sağlayan bir alet (kesinlikle çok işe yarıyor), bahar yağmurları geçtikten sonra evin etrafına sülfürden set ve uçarcalar için de pencere telleri hızla uygulamaya kondu.

Bu önlemler dışında, bu börtü böcek tayfasıyla doğal dengeyi de bozmadan başa çıkmanın en iyi yolu, yine doğanın dengesinden faydalanmak aslında. Kedi, köpek, birkaç da tavuk oldu mu, fare, yılan, böcek, vahşi hayvan, yaban domuzu gibi sorunlar kendi içinde halloluyor. Örümcekler sineklerle, çıyanlar örümcek ve akreplerle, yılanlar farelerle,  serbest gezen tavuklar var ya, onlar işte tam da bu börtü böcek ve sürüngenlerle besleniyor. Kedi deseniz zaten avcı, ne evin içinde, ne dışında bunlara geçit vermiyor. Bir diğer böcekten kaçanları tavuk, tavuktan kaçabilenleri kedi hallediyor. Köpekler de daha büyük hayvanlarla ilgili sorunları çözüyor.
Bahçenizin etrafını telle çevirmek, büyük hayvanların dışardan gelmesini büyük ölçüde engelliyor. Ancak tellerin altına mutlaka bir duvar yaptırmak lazım, yoksa özellikle yaban domuzları tellerin altını genişletip içeri girebiliyorlar. Bizim baştan keşke bu detayı bilseydik diye hayıflandığımız bir konu olduğu için özellikle belirtmek istedim J
Yaban domuzları telleri eğip alttan girmiş ve tarlayı sürmüş

Hektor bir gece yine bir sansar yakalamış

Tom av peşinde
Tüm bu önlemlere rağmen arada sırada yolunu şaşırıp eve giren ufak tefek arkadaşlar olmuyor mu, oluyor elbette. Sinek ve böcekleri Tom (oğlumun kedisi) hallediyor. Çoğu zaten sesten sersemlemiş durumda olan kırkayakları, çıyanları ise bir maşa ile alıp dışarı atıveriyoruz. Sanılanın aksine insana tehlikeli olacak kadar zehirli değiller. İnsanlardan da kaçtıkları için ısırma olasılıkları da düşük. Ancak siz hiç görmeden dokunursanız,  üstüne basarsanız o zaman ısırabilir. Çocuklar da tehlikeli ve tehlikesiz böcekleri çok iyi ayırt edebiliyor. Kertenkele gördüklerinde peşlerinden koşarken, bir çıyan ya da sarıkız böceği gördüklerinde hemen ordan uzaklaşıp bize haber veriyorlar. Yürüyüşte bir yılanla karşılaşırlarsa panik olmadan etrafından dolaşabiliyorlar (Buralarda zehirli bir yılan türü bulunmadığını da eklemeliyim sanırımJ). Her konuda oldukları gibi bu konuda da benden en az 1000 kat daha iyiler.
Şu çıyanı da tarlaya transfer edelim

Kertenkeleler de artık bizden kaçmıyor

Kurbağamız da var
Böcek ısırmalarından ve kenelerden korunmanın en önemli yöntemi ise, özellikle güzel havalarda çıplak ayakla yemyeşil bahçede koşup oynamak isteğine karşı koyabilmek. Çıplak ayak değil, terlik bile değil, çorap ve çizme giymeden bahçenin yeşil yerlerine, tarlaya, bostana inmek yok. Bir de aklınızda olsun, olur da kene yapıştığını görürseniz kendiniz çıkarmaya çalışmayın. Mutlaka bir sağlık kuruluşuna gidin.
En sıcak havalarda bile çizme şart
Açık havanın tadını çıkarırken arılar bize yanaşmayıp olmaları gereken yere, çiçeklerin ve sebzelerin yanına gitsinler diye, bahçedeki oturma alanımızın yakınlarına arılara cazip gelecek çiçekleri dikmedik. Ek bir önlem olarak özellikle kahvaltı ve yemek zamanı kahve yakmak, geceleri de mor ötesi ışık calıştırmak hem arıları, hem sinekleri hem de uçan diğer arkadaşları uzak tutuyor. Bir de nerdeyse her derde deva fesleğen var tabiiJ Fesleğen olan yerden sinekler uzak duruyor.

Fesleğenler sağolsun, rahat rahat kahve içebiliyoruz

Kahve yakalım da arılar fazla yaklaşmasın

Bu kadar yazdım ve evde artık neredeyse hiçbir davetsiz misafir yok diye sanmayın ki her şeyin çaresini bulduk. Bir akşam yatak odamıza bir yarasa girdi mesela. Yarasaya zarar vermek istemiyoruz ama onunla uyumak da istemiyoruz haliyle J Örtülerle, montlarla rüzgar koridorları mı yapmadık, farklı düzeylerde sesler mi çıkarmadık, hangisi işe yaradı da çıktı hatırlamıyorum. Umarım bir daha karşılaşmayız benzer bir durumla (ummakla yetinmiyorum, artık teli olmayan pencere açmıyorum elbetteJ). 
Şu son zamanlarda da sincaplarla uğraşıyoruz. Ağaçlarda gezerken, bir ceviz aşırıp giderken son derece sevimli olan sincaplar bizi kendilerine çok yakın hissetmiş olacaklar ki çatımıza taşındılar. Tepemizde sürekli pıtır pıtır bir hareket, artık yalıtımı mı yiyorlar, elektrik kablolarını mı kemiriyorlar bilmiyorum. Kendilerini tekrar ağaçlara transfer edecek bir yöntem bilen varsa haber versinJ


Samimiyeti artırmak isimli ön çalışma

Ağaçta daha güzeller aslında


Doğada, doğanın gerçek ev sahiplerinin yaptığı sürprizler de bitmiyor. Geçen yaz sonu minnak Aden’im baykuş sesi duymak istiyorum diye tutturdu. Buralarda baykuş yok. Aden’e de söylüyoruz ama nafile, her gece bizi dışarda nöbete dikiyor. 2. ya da 3. geceydi, gerçekten duyduk baykuş seslerini. Sonra bir tanesi geldi, bahçede şemsiyemize kondu. Aden’imdeki sevinci tahmin edin artık. Aden mutlu, biz şaşkın, o baykuş biraz durdu, görüldüğünden emin oldu ve gitti. Sonra Aden bir daha hiç sormadı, biz de bir daha hiç baykuş sesi duymadık.

Diyeceğim o ki, siz börtü böceği dert etmeyin. Kalbinizi temiz tutun ve gerisini doğaya bırakın... 

Fotoğraf pek iyi olmasa da , baykuş misafirimizin anısı bize...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder