KÖYDEN İNDİM ŞEHİRE

Yaşadığımız ev sadece bir ev değil bizim için. İnsan isterse, hayallerin gerçekleşebileceğinin bir kanıtı. O yüzden belki de taş duvarlarına bakmaktan bile mutlu olmam. Tek doğrunun sadece bize sunulan olmadığının da bir kanıtı aynı zamanda. Bu yüzden belki de hayatın bize sunduğu fırsatlara hiç düşünmeden kucak açmam... 

Yeni hayaller kurma ilhamı veren canım evim. Enn derin nefesim...
Yeni hayaller kurma ilhamı veren canım evim. Enn derin nefesim... 

Kendi seçtiğimiz memleketimizden, mütevazi cennetimizden bir yıldır uzaktaydık. Kalbimizi burada bıraktık belki; ama kendi doğrumuzun tutucusu olmamayı başarıp hayatın bize sunduğu imkanı değerlendirerek bir yıllığına Liverpool'a taşındık. Evimizin, bahçemizin her köşesini aklımıza ve kalbimize kazıyıp, çokça gözyaşı, bolca da yeni öğrenilerin merakıyla, bir Temmuz sabahı birbirimiz ve  4,5 bavulla hayattaki yeni yolculuğumuza başladık. 

Hiç kimseyi tanımadığımız, daha önce turist olarak bile bilmediğimiz bir şehirde yeni bir hayat kurmak kolay mı? Kredi skorunuz olmayan bir ülkede ev bulmak, iş kurmak, işi işler hale getirmek, bir kelime bile Ingilizce bilmeyen çocuklara okul ayarlamak... En önemlisi de hayattan en az burda olduğu kadar keyif almak, mutlu olmak... Kolay olmayacağını biliyorduk elbette. Ama beraber olduğumuz zaman her zorluğu aşacağımızı da, her günü güzel anılarla kapatacağımızı da biliyorduk. Öyle de oldu hakikaten, hem de hiiiiç hesapta olmayan Covid-19'a rağmen :)

Airbnb'den ayrılırken

7.günümüzde yeni evimize taşındıysak demek...

Bir salı öğleden sonrası Liverpool'a vardık. Önceliğimiz bir an önce bir ev bulabilmek, adresimizi netleştirip Ingiltere'de okullar tatile girmeden çocukların okulunu ayarlayabilmekti. Çarşamba, Perşembe ve Cuma daha burdayken belirlemeye başladığımız kiralık evleri gezdik. Bu arada kiralık bir evi görmeye hak kazanmak için çeşitli telefon mülakatlarından başarıyla geçmeniz gerekiyor, evi görebilme başarısı bile başlı başına kutlanmaya değer. Cuma günü beğendiğimiz eve teklif verdik, bir sonraki Salı günü ise tüm referans kontrol, kontrat vb bürokratik işleri halledip evimize taşınabildik.  Evimiz yarı eşyalı, yani beyaz eşya, kanepe, bir masa ve karyola var. Ama yataktı, yorgandı, tabak çanaktı yok. Olsun, adresimiz belli ya, hallederiz eksikleri ne olacak... Ilk gece kanepeleri birleştirdik, yastık olarak polarlarımızı, yorgan olarak havlularımızı kullanıp uyuduk. Ertesi günden itibaren hızlıca tamamladık ihtiyaçlarımızı. Adresimiz belli, evimiz güzel, yeri muhteşem, değmeyin keyfimize... 

Kanepelere sığışanlar online mı? 

Kapı önümüz 


Gün batımı da hiç fena değil hani 

Adresin en önemli tarafı, okul başvurularını yapabilmek, çünkü İngiltere'de ilkokulların tek kriteri bu. Okul araştırmalarını zaten yapmıştım, eve en yakın olanlara öncelik vererek mail atmaya başladım, durumumuz budur, yeriniz var mı diye. Daha Türkiye'deyken belediyeye, polise, sağlık otoritelerine attığım tüm maillere maksimum 15 dk içinde yanıt aldığım için sanıyorum ki okullar da aynı hızla yanıt verecekler. Sandığımla kaldım maalesef. Yanıt gelmeyince teker teker okullara gitmeye başladım. Yakındaki hiçbir okulda yer yok...  Sadece yakınlardakilerde değil, nispeten uzaktakilerde de yer yok. Doran'a olsa, Aden'e yok. Aden Ingiltere sistemine göre 1. sınıfa başlayacak ama 1. sınıfa son anda  yer bulmak dünyanın en zor şeyi olabilir. Neyse ki okullar tatile girmeden bir okuldan yanıt geldi ve ben uçarak gidip kayıtlarını yaptırdım. Başta biraz tesadüfi olan bu okul konusu, sonradan en büyük şansımız oldu diyebilirim. Her işte bir hayır vardır ya, iyi ki diğer okullarda yer yokmuş. Öğretmenlerinden resepsiyon görevlilerine kadar herkesin çocuklara olan sevgisi gözlerinden okunan, öğrencilerini daha fazla mutlu etmek, her alanda geliştirmek, onlara yardım etmek için varolan bir kurum... Her çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesi için uğraşan, her çocuğu kendi gelişimiyle değerlendiren bir kurum. En çok özlediğimiz...

Okulu çok sevdiğimiz doğru. Eklemeden geçemeyeceğim bir konu da, çocuklarımla ne kadar gurur duyduğum... Bir kelime Ingilizce bilmemelerine rağmen, tamamen yabancı bir ortama her sabah güler yüzle giden çocuklarımla çoook gurur duyuyorum. Hiç kimseyi tanımadığınız, hiçbir şey anlamadığınız bir yere kendi isteğinizle gidip mutlu olmayı başarmak çok fazla cesaret ister bence. Hele ki kısacık sürede sanki yıllardır ordaymışcasına o ortamın bir parçası olmayı başarmak... Gösterdiği gelişimle dönemin en iyi öğrencisi şeçilmek... Çocuklarımla ne kadar gurur duyuyorsam, öğretmenlerine de o kadar minnettarım. Onları bu kadar mutlu edebildikleri için...

Okulun ilk günü. 5 Yaşında 1. sınıfa başlayan Aden ve 4. Sınıftaki Doran 

Okul bahçesi, bahçede kamp ateşi ve 1. sınıf fen dersi 


Sonbahar döneminin son günü. Aden "Best Girl" hediyeleriyle 💞

Bence bir şehir merkezinde yaşamanın en en en iyi tarafı, her yere yürüyerek, ya da toplu taşımayla ulaşabilmek. Son 20 yıldır arabasız bakkala bile gitmemiş biri olarak bunun yarattığı huzuru, keyfi ve mutluluğu tarif etmem imkansız. Yanlış anlaşılma olmasın, araba kullanmayı çok seviyorum. Ama medeni bir şekilde her yere arabasız ulaşabilmeyi ve bu anlamdaki özgürlüğü de çok seviyorum. Geçtiğimiz bir yıl hiç araba kullanmadık. Yürüyerek gidemeyeceğimiz yerler için ve okula gidip gelmek için ise toplu taşıma yani otobüs kullandık - otobüs çünkü Liverpool'da metro yok -. Çocuklar yürümeyi normal bir ulaşım metodu olarak öğrendiği için çok mutluyum. Toplu taşımada nasıl davranılır, otobüse binerken, otobüsten inerken nelere dikkat edilir, yaşayarak görebildikleri için çok mutluyum. Medeni bir şekilde sıkış tepiş olmadan, "evladım sen kalk ordan küçücük çocuk oturur mu hiç" saçmalıklarına maruz kalmadan toplu taşıma kullanabildikleri için çok mutluyum. 


Otobüs beklemece

Aktarma zamanı

İnsan dağda yaşarken sanıyor ki doğa, yeşillik, kır çiçekleri, ekme biçme sadece kendisinde var. Nasıl bir burnu büyüklük, nasıl bir ukalalıkmış meğer... Meğerse bir şehir de en az dağlar ve kırlar kadar rengarenk olabiliyormuş. Her caddesi orman gibi, her köşesinde ayrı bir park, sokaklarında böğürtlenler, yol kenarlarında yabani kır çiçekleri barındırabiliyormuş isterse. Şehir merkezindeki apartmanların bahçelerinde sebze yatakları, bahçelerde ve hatta AVM teraslarında arı kovanları olabiliyormuş. 



Dağa taşınana kadar tüm hayatımı doğma büyüme Istanbul'da geçirdiysem de, hem iş, hem turistik sebeplerle 4 kıtada 10larca farklı şehirde bulundum. Çocuklarla bile en az 20 kez yurtdışı şehir gezisi yaptık. Çok net olarak söyleyebilirim ki Liverpool şimdiye kadar gördüğüm en çocuk dostu şehir. Sosyal ve kültürel altyapısını çocuklara göre harmanlamayı başarmış. Tüm müzelerin, kütüphanelerin, açık hava mekanlarının, festivallerin tadını ailecek çıkartabiliyorsunuz. Hani deriz ya bizim gençler müzeye gidince ne yapacağını bilmiyor, yabancı veletlerde ise bir ilgi, bir alaka... Sebebini çok net anlayabiliyorsunuz burda. Her müzede çocuklara göre anlatım, çocukların birçok şeyi elleyerek, oynayarak  deneyimleyebileceği köşeler, oynayabileceği, resim yapabileceği ayrı alanlar, kültürel alanlarda zaman geçirmeyi sevmesi ve buna alışması için cazip imkanlar var.  Pandemi sebebiyle karantina ilan edildikten sonra bizimkilerin en çok özlediği, müzeler ve kütüphane oldu mesela. Son bir kez ziyaret edip vedalaşmak isterdik. Iyi ki pandemi öncesi bol bol gitmişiz. 

Festivaller ve Açık hava eğlencelerimiz
Kütüphane çocuk keşif bölümü, müzeler, galeriler

Another Place by Anthony Gormley @Crosby Beach


3 yıldır kendi ürettiği ya da geri dönüştürdüğüyle yaşayan bizler için yeniden para kazanma zorunluluğu en az keyifli kısım oldu diyebilirim. Sıfırdan iş kurmak, o işin tanıtımından sosyal medyasına, finansından müşteri bulmasına, üretiminden alışverişine her şeyi tek başına yapmak en yorucu kısmıydı geçtiğimiz yılın. Iş işleri, ev işleri, sosyal kültürel aktiviteler, şehrin keyfini çıkarmaya çalışma derken patlak veren pandemiyle, yaşamımız tekrar sadeleşti. Ingiltere'nin karantinaya girmesiyle iş sona erdi. Okullar evde öğrenime geçti. Tüm kültürel alanlar, spor merkezleri, mağazalar, restaurantlar, kısaca bakkal market dışında her yer kapandı. Biz de, evimize kapandık. Türkiye'ye geldiğimiz güne kadar mecburi alışveriş ve günlük yürüyüş dışında sadece evimizde vakit geçirdik. Bu sayede de son derece güvende kalabildik. Çoğu kişinin aksine, uzun süredir 7x24 aynı çatı altında olduğumuz için fazla da zorlanmadık açıkçası. Okulun hazırladığı son derece keyifli karantina müfredatı ve öğretmenlerin her çocuk ve aktiviteyle bir bir ilgilenmesi sayesinde yüksek motivasyonlu ve eğlenceli bir ev öğrenim dönemi geçirdik. Bu dönemi, eğitimi bilgi yüklemesi ve test çözmeye indirgemeyen bir anlayışla karşıladığımız için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Sabah fiziksel aktiviteyle başlayan günlerimizi oyunla, mutfak aktiviteleriyle, bilişsel etkinliklerle, deneylerle, müzikle, sanatla doldurduk. Birçok yeni şey öğrendik, sebeplerini sorguladık, kitap karakterlerinin duygularını anlamaya çalıştık, resim yaptık, öyküler yazdık...
Liverpool'da son aylarımızı belki planladığımız gibi geçiremedik ama hem fiziki hem de akıl sağlığımızı koruyarak ve çok güzel anılarla yılı tamamladık. 



Karantinada bomboş bir şehir... Evde oyunlarla, aktivitelerle, kitaplarla, deneylerle geçen günler...


Liverpool'da geçirdiğimiz her günü, her anı çok sevdik. Çok fazla şey öğrendik, topluma, hayata, kendimize dair. Her şeyden önce hayata huzur ve mutlulukla bakan, yürürken bile birbirine gülümseyen, teşekkür eden, birbirine yardım etmek için çabalayan, herkesi olduğu gibi kabul eden insanlarını sevdik.  Ordayken kendi yarattığımız cenneti çok özledik; burdayken de Liverpool'u, bütün şehri saran nezaketi, sevgiyi ve saygıyı özlüyoruz. Kim bilir, belki bir gün yine kavuşuruz... 

1 yıl sonra yuvamıza kavuştuğumuz an... 

Yorumlar